En Sıcak Konular

Tıbbi olanakların kalitesi sağlığımız üzerinde sadece % 10 etkili

Tıbbi olanakların kalitesi sağlığımız üzerine sadece % 10  etkili.

Sağlık için alışkanlıklar ve sosyal çevre ise daha etkili !

 

• HER KÖTÜLÜKTEN GENLERİ SORUMLU TUTMA DÖNEMİ BİTTİ.

 

• Genetik Altın Çağ’a denge geldi:

Kalıtım, sanıldığı kadar etkili değil:

 

• Uzun yaşamak kısmen kalıtsal, ama

•Genlerin sağlık üzerine etkisi % 30;

İçinde yaşadığımız sosyal çevrenin sağlık üzerindeki etkisi % 15.

• Kötü çevreni değiştir!

Sağlıklı bir yaşam sürmemiz  %  40 oranında şu davranışlara bağlı:

• Sigara, alkol, aşırı ve hatalı beslenme gibi kötü alışkanlıklar.

• Tıbbi olanakların kalitesi ise sağlığımız üzerinde sadece % 10 oranında etkili.

Sağlık araştırma bütçelerinin büyük kısmı, genetik araştırmalardan çok, beslenme ve spor projeleri gibi genetik olmayan faktörler için harcanmalı

• Spor, en başta şişmanlık ve buna bağlı kalp/damar bozuklukları gibi hastalıkları önlüyor; uzun yaşamın esas nedeni insanların hareket etmeleriyle ilgili.

Kalıtımın gereğinden fazla abartıldığını, genetiğin yeni bir din gibi herşeyi açıklayabileceğine ilişkin görüşlerin doğru olmadığını belirten Amerikalı bilim adamı Nicholas Christakis, genlerimizin kültürün etkisiyle değiştiğine inanıyor. Doğuştan var olan her olumsuzluk genlerle ilgili değil.

Hayatta olduğumuz süre içinde kalıtımımızı değiştiremeyiz, bunun yerine spor yaparım, doğru beslenirim, uyku düzenime dikkat eder, sigara ve uyuşturucudan uzak durur ve ölçülü içki içerim.

Genetik Çağa 21.yy’ın en önemli projelerinden biri kuşkusuz “İnsan Genom Projesi”dir. 2001 yılında sonuçlanan projenin eksikleri 2003 yılında tamamlandıktan sonra, genetik bilimi altın çağına girdi. Tıp ve biyoloji bilimindeki araştırmalarda kalıtım ve genler odak noktası haline gelirken insanlık için de yepyeni umutlar doğdu. Genleri gerçekte onarmak mümkün olmadığı halde, araştırmalar için olağanüstü paralar harcanmakta.  

 

Fakat öte yandan da iyi kötü herşey genlerin niteliklerine bağlandı, öyle ki uzmanlar Alzheimer’den Parkinson’a, kalp hastalıklarından kansere kadar birçok çok hastalığı tedavi edebileceklerini açıkladılar. Hatta sağlıklı bir yaşlılık dönemiyle insanlar yüz yıl hatta daha uzun yıllar bile yaşayabilirlerdi.

 

Araştırmalar sürdükçe, birçok hastalığın genlere bağlı olarak geliştiği ileri sürüldü; hatta uyuşturucu, alkol ve sigara gibi tüm kötü alışkanlıkların sorumlusu bile genlerdi.

 

Fakat ne var ki son yıllarda birçok araştırma ekibi artık farklı sonuçlar koyuyor ortaya. İnsan kalıtımının çözülmesinden sonra genetik yapı planımızın beklenildiğinden çok daha karmaşık olduğu gerçi anlaşılmıştı, ama artık biliniyor ki durum çok daha karmaşık ve kimi bilim insanı kalıtımın sanıldığı kadar da etkili olmadığını söylüyor.

 

Örneğin Amerikalı tıp profesörü Nicholas Christakis, genetik mirasın insan ömrü üzerindeki etkisinin çok fazla abartıldığı sonucuna varanlardan. Uzun yaşam sadece kısmen kalıtsal, son araştırmalar her şeyin genetik olarak belirlenmediğini göstermekte, diyor Christakis, Spiegel dergisinde (29/2008) yayımlanan ilginç söyleşisinde.

 

UZUN YAŞAM VE HAREKET ETMEK

 

İtalya’da gerçekleştirilen bir araştırma çerçevesinde dağ köylerindeki insanların yaşam süreleri incelenmiş. Bazı çiftçilerin tarlaları evleriyle aynı yükseltide yer alırken, diğer köylülerin tarlaları daha aşağıda bulunduğu için her gün aşağı inip tekrar yukarı çıkmak zorundaydılar.

 

Tarlaları evlerinden aşağıda bulunanların daha uzun yaşadıkları görülmüş. Çünkü bu insanlar tarlalarına ulaşmak için daha fazla bedensel hareketliliğe zorlanıyorlardı. Demek ki uzun yaşamın nedeni genlerle değil, insanların hareket etmeleriyle ilgili diyor araştırmacı.

 

Sporun, insan sağlığı üzerindeki olumlu etkisi ve en başta şişmanlık ve buna bağlı kalp/damar bozuklukları gibi hastalıkları önlediği, uzmanlarca kabul edilen bir gerçek zaten.

 

BÜTÇELER SPORA VE BESLENMEYE

 

Christakis, Venter’in aksine böyle bir çabada bulunmak istemiyor. Hayatta olduğumuz süre içinde kalıtımımızı değiştiremeyeceğimize göre bunun pek anlamı yok. Bunun yerine

spor yaparım, doğru beslenirim,

uyku düzenime dikkat eder,

dişlerimi fırçalarım.

Sigara ve uyuşturucudan uzak durur ve

ölçülü bir şekilde içki içerim.

Bunları yerine getirdiğim zaman da kalıtım özelliklerimi öğrenmek için yüz binlerce dolar harcamama gerek kalmaz, diyor bilim adamı.

 

Christakis elbette ki genetik bilimindeki gelişmeleri inkar etmiyor, ama gerçekleştirdiği araştırmalar ona, genlerin insan sağlığı üzerindeki etkisinin yüzde otuz olduğunu göstermiş. Ve doğuştan var olan her olumsuzluğun genlerle ilgili olmadığını söylüyor.

 

Örneğin bir kadın hamileliği sırasında yetersiz beslenirse bunun sonucu çocuğun tüm yaşamını etkilemekte.

 

Sağlığımız üzerinde yüzde on beşlik bir etkisi bulunan sosyal çevre ise, örneğin yoksulluk içinde büyüdüğümüz zaman kendisini gösteriyor.

 

Fakat sağlıklı bir yaşam sürmemiz yüzde kırk oranında davranışlarımıza bağlı. Sigara, alkol, aşırı ve hatalı beslenme gibi kötü alışkanlıklar bunlar.

 

Tıbbi olanaklarının kalitesi ise sağlığımız üzerinde sadece yüzde on oranında etkili.

 

Christakis bu sonuçlardan yola çıkarak Amerika’daki sağlık kuruluşlarına ayrılan araştırma bütçelerini eleştirmekte. Bütçelerin önemli bir kısmının genetik araştırmalara ayrıldığından yakınan araştırmacı, aslında paranın örneğin beslenme ve spor projeleri gibi genetik olmayan faktörler için harcanmasını savunuyor. Gerçek hastalık nedenleri ve yatırımlar arasında önemli bir dengesizlik söz konusu.

 

SİSTEM BİYOLOJİSİ

 

Genleri gerçekte onarmak mümkün olmadığı halde, araştırmalar için olağanüstü paralar harcanmakta.

 

En önemli araştırma alanlarından biri şişmanlık olan genetikçiler, yağ kütlesiyle ilişkili olan FTO geninin bir varyantını buldu. Uzmanlara göre anne ve babasından bu varyantı alan kişilerin şişman olma olasılığı yüzde 67 daha yüksek.

 

Christakis’in bu konudaki saptaması da bir hayli ilginç.

Genler, diyor araştırmacı, günümüzdeki şişmanlık salgınını açıklamıyor.

Son otuz yılda genlerimiz hiç değişmedi, ama Amerika’daki şişmanların sayısı bu süre içinde ikiye katlandı.

Demek ki artış daha çok sosyal faktörlerle ilgili.

Gıda ürünleri ucuzladı ve içerikleri değişti.

Birçok kent yaya ulaşımını neredeyse imkânsız kılacak şekilde planlandı.

 

Bunlara ilave olarak araştırmış olduğunuz sosyal ağlar da var. Bir grupta şişmanlamak doğal karşılandığında insanlar şişmanlamaktan rahatsız olmuyorlar.

 

Davranışlarımız, deneyimlerimize ve yakın arkadaşlarımızın deneyimlerine ve davranışlarına bağlı. Bu çok da şaşırtıcı değil. Ama aynı zamanda arkadaşlarımızın, arkadaşlarının ve onların arkadaşlarının davranışlarına da bağlı. Yani davranışlarımız kişisel olarak tanımadığımız ve sosyal ağda bizde üç düğüm uzakta olan kişilerden de etkilenmekte.

 

Sosyal ağlar örneğin şişmanlık, sigara içme alışkanlığı ve mutlu olma durumu üzerinde etkili.

 

ÇEVRENİ DEĞİŞTİR

 

Mutlu insanlarla birlikte yaşamanın kişileri daha mutla kılacağına inanan Christakis, insanın davranış motiflerinin ve duygularının tıpkı kuş sürüsündeki gibi işlediğini söylüyor. Bir kuş sürüsünde sağa veya sola uçulacağına daha çok sürü karar vermekte.

 

Profesör, bir araştırmasında birkaç grup insanın sigarayla ilgili görüşünü değiştirdiğini ve insanlar birbirleriyle sözleşmedikleri halde aynı anda sigara içmeyi bıraktıklarını kanıtlamış.

 

Bu açıdan bakıldığında en etkilisi çevreyi değiştirmek.

Üstelik çevrenin değiştirilmesi genleri bile etkilemekte.

 

Daha önceki araştırmalar genlerin değişmesi için birkaç kuşağın bile yetersiz olduğunu ve 100.000 yıl önceki atalarımızla genetik açıdan özdeş olduğumuzu gösteriyordu.

 

Bu sonuca artık inanmayan Christakis, örnek olarak bedenimizin yetişkinlik döneminde de süt şekerini değerlendirebildiğini gösteriyor. İnsanlar inek yetiştirmeye başlayınca süte sahip oldular. Ve bu şekilde sütü hazmedebilenler daha uzun yaşama avantajını elde ettiler.

 

Gerçekten de üç ila dokuz bin yıl önce çeşitli mutasyonların bulunduğu anlaşıldı. Süt şekerini hazmetme yetisi, kültürün değişmesi nedeniyle, rastlantısal olarak elde edildikten sonra yaygınlaşmıştır.

 

Bugüne kadarki araştırmalar, biyolojik türlerin ancak birkaç on bin yıl içinde çevrelerine yeniden uyum sağladıklarını gösteriyordu.

 

Fakat bilim artık evrimin çok daha hızlı işlediğini ve kalıtımda önemli değişimler için birkaç yüz yılın yeterli olduğunu biliyor.

Örneğin mukovisidoz geni, belli başlı enfeksiyon hastalıklarını atlatabilme yetimizle ilişkili. Kent yaşamıyla birlikte hastalıkların kolay yayılabileceği bir çevre yaratıldı. Buna bağlı olarak da mukovisidoz geninin belli başlı varyantları kalıcı olmuştur. Bu da kültürün kalıtımımızı değiştirdiği anlamına gelmekte.

 

Christakis, kültürün genlerimizi değiştirdiği, şimdilik sadece bir gözlem olsa da huzursuz edici riskleri de beraberinde getirecek türden diyor.

 

Araştırmacının kaygısı şu: Sosyal çevreler genetik açıdan elverişli insan grupları yaratabilir. Kentlerde daha entelektüel, daha iddialı olan yaşamın kentlileri daha akıllı yaptığını varsayabilir. Eğer bu doğru çıkarsa, birkaç nesil sonra kent yaşamının bu üstünlüğünü genlerinde taşıyan yeni bir kuşak doğar. Kırsalda yaşayanlara karşı oluşan bu üstünlük de çok şaşırtıcı ve kaygı verici bir gelişme olabilir.

 

Nilgün Özbaşaran Dede

 

Cumhuriyet, Bilim ve Teknik, 29.08.2008

En Çok Okunan Haberler


Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
3,607 µs