En Sıcak Konular

SOSYAL OLAYLARDA  BİLİMSEL YAKLAŞIM NASIL OLMALI?

10 Aralık 2014 18:42 tsi
SOSYAL OLAYLARDA  BİLİMSEL YAKLAŞIM NASIL OLMALI? Pozitif bilimlerde, sebep sonuç ilişkisini tekrar tekrar test etmek ve benzer sonuçları gözlemek mümkün olmasına rağmen sosyal olaylarda böyle bir şansımız yoktur. Çünkü sosyal bir olay, bir kere olur ve geçer. 

Pozitif bilimlerde geleceği öngörmek için kullanılan yöntem, kanıtları birleştirerek olayların yönünü belirlemektir. Ortalama ömür yılda on gün artıyorsa, aynı şartlar altında 20 - 30 yıl sonraki ortalama ömrü hesaplayabiliriz. Aynı şekilde dünya nüfusunun artış hızından sonraki yılları öngörebiliriz. Ancak bu yöntemler sosyal olaylarda geçerli değildir. Sosyal olaylarda olaylara odaklanarak, olay mahallindeki kanıtları toplayarak geleceği öngöremeyiz. Çünķü sosyal olaylar bir seferliktir, olur ve geçer. Aynısını tekrar edemezsiniz ama Gezi tipi bir olayın küresel odak tarafından planlanıp organize edildiğini ve Gezinin özelliklerini (kırmızılı kadın, duran adam, müzikal gösteriler ve festival görüntülerini) bilirseniz, başka ülkelerde benzer şekilde başlayan olaylarda oluşacak kötülükleri önleyebilirsiniz. Amaç, kötülüğü yani ölümleri, krizleri... önlemektir. Gezi fenomeni bizden çok önce başka ülkelerde yapıldığı bilinseydi, önlem alınabilirdi. Bilim yaklaşımın amacı kötülüğü, felaketi veya hastalığı önlemektir. 

Geçmişten günümüze sosyal olayların analiz ve yorumuyla geleceğin öngörüsü iki yönteme dayanır. 

1. Kanıta dayalı okuma

2. Niyete dayalı okuma

Yaygın olarak kullanılan niyete dayalı okumalar nitelikli kanıtlara dayanmadığı sürece komplo teorisi veya yıldız falından öteye geçemez. Medyada bu tip okumaları sıkca görüyoruz. Bunların çoğu zihin karıştıran, gerçeyi gizleyen ve toplumu uyutan zararlı yayınlara dönüşmüş bulunuyor.

Kanıta dayalı okuma yöntemi az sayıda insanın yaptığı akademik yaklaşım olup tarih, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, ekonomi, tıp, bilim ve teknoloji gibi çok sayıda disiplini bilmeyi gerektirdiği için zordur ve nitelikli ekip çalısması gerektirir.  Kanıtları toplamak ve milyonluk pazılda bunları yerine koymak zahmetli ve zaman alıcı bir iştir. Ancak dünyaya yön veren olayların doğru analizi, doğru yorumu ve bu yorucu isleme dayanan geleceğin doğru öngörüsü bu okuma işlemini yapmadan mümkün değildir. Kanıtlar o kadar bol ve o kadar çeşitli ki... Dünyayı avucunun içine alan küresel akıl ve irade bu kanıtları artık orta yere dökmekten ve niyetini açık seçik ifade etmekten çekinmiyor. Yeter ki bunları sürekli olarak bıkmadan usanmadan toplama sabrına sahip olunsun. 

Bu birikim ve değerlendirme olmadan olayların perde arkasını net olarak göremeyiz. Davostan Bilderberge, tweeterdan facebooka kadar herkesin ifade ettiği görüş ve düşüncelerini okuyan, analiz edip yorumlayan yapay zekanın hakim olduğu bir dünyayı akademik anlayış, bilim ve teknolojik destek olmadan kişisel olarak idrak etsek bile, kurumsal çalışma ve birikim olmadan böyle bir dünyada özgür ve bağımsız olamayız. Ekonomiden sağlığa her şeyin takılan chiplerle takip ve kontrol edildiği bir dünyada, bununla başedecek yapılar olmadan proaktif önlem alamayız, kimseyle yarışamayız, ayakta bile kalamayız  Olaylara sadece seyirci kalırız. Virüs salgınında bunu bir kere daha acı tecrübelerle yaşadık ve yaşıyoruz. Yıllardır devam eden terör olaylarının aniden bıçak gibi kesilmesi ve salgın filminin vizyona konulması bile kimsenin dikkatini çekmedi.

KOMPLO KÖTÜLÜKTÜR

Komplo teorisi ise kötülüğü önlemek için kötülüğün perde arkasını araştırmak demektir. Kötülük ise hastalıktır, hastalıklı düşüncedir. Dünyayı yaşanmaz hale getiren işte bu hastalıktır. Komplo ; hastalıklı düşünce ve kötülük planının hayata yansımasıdır. Kötülüğü ve perde arkasını yöneten şeytani aklı deşifre etmek ise en büyük iyiliktir. Her çeşit kötülüğü önlemenin ilk adımı budur. Kötülüğü yani komploları açığa çıkarma çabasının amacı, kara çalmak, iftira atmak değildir. Burada amaç, kötüleri kötülükleriyle birlikte teşhir etmek, karanlığı aydınlatmak ve kötülüğün tekrarını önlemektir. Dünya tarihi, iyilik ve kötülüğün savaşıdır. Kötülük komplonun eseridir. Kötülüğü önlemek için, neden, nasıl olduğunu, faillerin kim olduğunu yani kötülüğün perde arkasını bilmeliyiz. Perde arkasını anlamak için kurulan hipoteze komplo teorisi diyoruz.

Komploları aydınlatmanın yolu, bilimsel anlayışla kanıta dayalı komplo teorileri kurmak ve bu hipotezleri, olaylar ve kanıtlar ışığında test etmektir. Sinsice yapılan kötülükleri ve tuzakları başka türlü nasıl aydınlatır ve kötülükle nasıl baş ederiz? Komploları anlamak için bilimsel anlayışla yapılan beyin fırtınası, sağlam kanıtlara ve bunların mantıklı yorumuna dayanan akıl oyunudur, iyilerle kötülerin satrancıdır. Kötülüğü önleme çabalarına karşı çıkmak ise en büyük kötülüktür. Asıl kötü olan, komployu çözmeye çalışanlar değil, komployu tezgahlayan kötülük simsarlarıdır. Bunlar kötülükten daha tehlikelidir. Çünkü kötülük bir sefer olur ve biter. Komplocular ise kötülük tohumlarını saçmaya devam eder.

Bilimsel düşüncenin bilime dönüşmesi, her çeşit kötülüğü, hastalığı, tehlikeyi yani komplo olarak özetlenen felaketleri algılama ve önleme çabasından doğmuştur. Hastalıkların, mesela kanserin perde arkasını, oluşum mekanizmalarını, sağlıktan hastalığa geçişi anlamak için araştırmalar yapıyoruz, hipotezler kuruyoruz . Hastalık veya kanser sağlıklı vücuda yapılan komplo olduğuna göre, yaptığımız iş bu komployu aydınlatmak için hipotezler kurmaktır. Yani komplo teorileri kuruyor ve bunları bilimsel yöntemlerle test ediyoruz.

Bilim, tekrarlayan olaylar arasında sebep - sonuç ilişkileri kuran disiplinin adıdır. Bilim sebep sonuç ilişkisi kuran bir disiplin olduğuna göre, sebep sonuç ilişkisi kurulabilen sosyal olaylara bilimsel anlayısla yaklaşmak mümkündür. Ancak bir sonucun farklı sebepleri olabildiği gibi, bu farklı sebepler farklı oranlarda sonuca etkili olabilir. Ayrıca aynı sebep farklı zamanlarda ve farklı yerlerde farklı sonuçlara yol açabilir. Sosyal olayların pozitif bilimin konusuna giren olaylardan farklı olması, bilimsel değerlendirmeyi zorlaştırır.

Bir görüşün bilimsel olması için, diğer araştırmacılar tarafından tekrar tekrar test edilmeye müsait olması gerekir. Sosyal olaylar ise tekrarlamaz, bir kere olur geçer. Mesela 11 eylülün aynısını tekrar tekrar test edemezsiniz. Bilgisayar modelleri olayın aynısı değildir. 2008 krizini tekrar edemezsiniz. O zaman perde arkasındaki gerçeği nasıl  öğreneceğiz?Medyadan mı, dedikodu veya geyik yapanlardan mı, yoksa resmi kanallardan mı? Bağımsız ve bilimsel anlayışın ışığında anlamak mümkün değil mi? Mümkünse, bu yaklaşım nasıl olmalıdır?

Sosyal olayları, pozitif bilimlerde olduğu gibi, tüpün içinde tekrarlamak mümkün değil demiştik. Keşke zaman tünelinde böyle bir imkan olsa. Keşke filmi geriye doğru oynatarak kanıtları ve olayları planlayan üst aklı görebilsek. Göremiyoruz çünkü üst akıl kendini daima gizliyor. Bugün için yapılan şu : olayın kamera kayıtları varsa ağır çekim videosunu izleyip kanıt toplamak. Bilgisayar modellerinde değişkenleri test etmek. Ancak bunlar, perde arkasını göstermez. Bilgisayar modellerinde ikiz kuleleri yıkarken tüm neden ve değişkenleri test etseniz bile, 11 Eylülü planlayan derin aklı ve amaçlarını göremezsiniz. İşte bu nedenle, sosyal olayları çözme merakı komplo teorilerini doğurmuştur.

Olayları çözmeye çalışan herkes, kanıtlar toplayacak, düşünecek, hipotezler üretecektir. Bunun aksi, her çeşit kötülük karşısında uyumak ve sessiz kalmaktır. Hangi akıl ve vicdan buna razı olur ki? 11 Eylülün perde arkasını merak etmeyen kişi var mıdır? Komplo teorileri akıl oyunudur, kara çalmak, çamur atmak değildir. Ancak doğru ve güvenilir bilgiler ve sağlam kanıtlar olmadan kurulan hipotezler, çürüktür ve bilimsel anlayışa uygun değildir. Basit gündelik olaylarda suçluyu bulmak için para ve kadını takip etmek işe yarayabilir. Küresel çapta planlanan sosyal olaylarda bu yöntemler işe yaramaz. Hafiyelik yöntemleriyle karmaşık sosyal olayların ardındaki derin aklı bulamayız.

Sosyal olaylarda en mantıklı yaklaşım, yöneten aklın planlarını yani ne yapmak istediğini anlamaktan geçer. Çünkü dünyada yöneten akıldan habersiz yaprak kıpırdamaz. Bu yüzden yapılacak iş, amaçları ve bunu hedefleyen yöneten aklı bulmaya çalışmaktır. Tetiği çeken veya azmettiren önemli değildir. Kim yarar sağlamıştır? Planı yapan kimdir, ne yapmak istiyor ve neden? 

Üst aklın inançlarını, planlarını, hedeflerini bilirsek ne yapmak istediğini bilir, gerçekleşen olaylardan da arkasındaki üst aklı kolayca görebiliriz. Dünya dijital devrime giderken bunun sadece teknolojik gelişimin eseri olduğunu söylersek, teknolojinin gelismesi için trilyon dolarları harcayan üst aklı ıskalarız. Hiçbir teknoloji kendiliğinden gelişmez. Kalemtraş dahil en basit teknolojiyi bile geliştiren bir akıl daima vardır. Dünyadaki en büyük arge merkezlerini kuran ve bu yapılara trilyonlarca dolarlık arge fonlarını akıtan üst akıl olmasa ilaçtan uzay teknolojisine yapay zekadan nükleer teknolojiye hiçbir teknoloji gelişmez. Üst akıl ise trilyonlarca doları Kızılaya yardım olsun diye argeye yatırmıyor. Üst aklın tanrı rolüne soyunduğunu bilirsek, insanı yönetmek için yapay zekayı, dijital parayı kullandığını görebiliriz. Yoksa gelistirilen teknolojinin kölesi oluruz. İnsana takılan çiplerin birçok faydası olabildiği gibi, bu mikroçipler insanı robot yapmanın yolu da olabilir.

Sosyal olayların perde arkasını ve planlayan üst aklı anlamada birinci yöntem, belge ve kanıtlardan giderek büyük resmi görmeye çalışan polisiye yöntemdir. Diğer yöntem ise, zihnimizde öngördüğümüz büyük resimden hareketle olayları, belge ve kanıtları bu hayali resim üzerinde yerli yerine koyarak hipotezi test eden istihbaratcı yöntemidir. Bu iki yöntemle, sosyal olayları planlayan ve yöneten derin aklı bilimsel anlayışla kavramak mümkündür. Sonuçların güvenilir olması için biasdan kaçınmak ve tarafsız analizler gerekiyor.

Kanıtlardan planlayanı bulmak yanıltıcıdır

Sosyal olayların perde arkasını anlamada kanıtları birleştirerek olayların yönünü belirlemek, belge ve kanıtlardan giderek büyük resmi görmeye çalışmak en sık kullanılan polisiye yöntem. Uzun araştırmalar sonucu bulduğunuz, kameralarda size sunulan bir kaç tetikçidir, üst akıl değildir. Kanıta dayalı bu yöntem yanıltıcı olabilir. Neden? Herkesin yaptığı gibi minik kanıtları, puzzla'da yerine koyarak gizlenen büyük resmi görünür hale getirmek, yem olarak sunulan kanıtlar nedeniyle bizi yanlış resme götürür. Çok zahmetli ve zaman alıcı olan bu yöntemde ortaya çıkan resim, gerçek olmaktan çok bizi aldatmaya yönelik bir resimdir. Çünkü ekonomik kriz, terör, ayaklanma, isyan, devleti veya devlet kurumlarını ele geçirme gibi operasyonları yöneten akıl, kendisini gizlemek ve olayın anlaşılmasını önlemek için yanıltıcı ve sahte kanıtlar üretir. Tıpkı savaş uçaklarının füzeleri yanıltan sistemi gibi. İsterse ortamı bulandırır ve olayları anlaşılmaz hale getirebilir. Veya olmasını istediği şekilde toplumu yönlendirir. Sosyal medyanın bu iş için başarıyla kullanıldığını biliyoruz. 

Mesela çok gelişmiş bir virüs laboratuvarına Fetö gibi sızmış kripto bir yapı, o virüs laboratuvarındaki elemanlarını kullanarak dünya çapında bir salgın çıkarmış olsa, dünyanın görebildiği, salgını o laboratuvarın ve bulunduğu ülkenin çıkardığı gerçeğidir. Bu örnekte gerçek bu değil tam tersidir. Mesela, salgını gerçekte organize eden ve düğmeye basan kripto yapı, dünyayı perişan edecek salgınları önlemek için yıllarca çaba gösterse, bu uğurda yüzlerce milyar dolar harcasa, bu amaçla yüzlerce bilimsel toplantı yapsa, medyada dünyayı salgınlara karşı sürekli uyarmış olsa, dünyada nasıl bir algı oluşturmuş olur? Salgını tabii ki bunlar çıkarmış olamaz deriz. Demek ki bize gösterilen gerçekle hakikat aynı şey değildir. 

Virüsün yapay olarak üretildiğine dair hiçbir bilimsel kanıt yok diye biyolojik savaş yok, bu virüs salgını kendiliğinden doğal olarak oluyor diyemeyiz. Hayvandan insana, insandan da insana geçmesi, biyolojik silah olmadığına kanıt olamaz. Biyolojik savaş, doğal olarak bulunan veya evrimleşen virüs, bakteri ve parazitleri kullanarak yapılan savaşın adıdır. Kızılderili soykırımına yol açan virüslü battaniyeler laboratuvar ortamında gelistirilmedi,  doğal ortamda gelişen bildiğimiz virüslerle yapıldı. Biyolojik savaş niyetiyle, doğal ortamda evrimleşen virüsler üzerinde çalışan laboratuvarlarların varlığı artık sır değil. Genetiği ile oynanmış virüsleri anlamak kolay olduğu için, yapay virüsleri kimse kullanmaz diyemeyiz. Virüsün laboratuvar ortamında üretildiğine dair kanıt olmasa bile, Covid19 virüsünun biyolojik savaşa uygun olmadığını söyleyemeyiz.

Doğal ortamda oluşan bir sürü virüsten, işine gelen virüsleri laboratuar ortamında çoğaltan ve  kullanan yapılar olamaz mı? Fazla ölüme yol açmadan sadece karantina yoluyla ekonomileri felç eden, ülkeleri çökerten Covid19 gibi bir virüsü kullanmak,  çok mu zor? Petrol için dünyayı kana bulayanlar, dünyayı hizaya getirmek için nükleer silah kullanmaktan çekinmeyenler, geride hiçbir kanıt ve iz bırakmayan böyle akıllı bir virüsü neden kullanmasın? Sprey tarzında hazırlanan virüsleri metro, AVM ve kalabalık yerlerde çaktırmadan kullanacak terör örgütleri sadece Hollywood filmlerinde mi olur?

Küresel akıl ve gücün gövde gösterisi ve restleşmesine şahit oluyoruz. Koskoca ABD elinde kanıt olmadan 20 trilyon dolarlık tazminat davasını niye açıyor? Neden Çin virüsü diyor? Koskoca Çin açık ve net elimizde kanıtlar var, Covid19 virüsünü Wuhana siz soktunuz diyor. İngiltere ise virüsün kasti olarak yayıldığını ima ederek önleyemeyiz diyor. Sürü yöntemi lafının asıl nedeni bu. Yoksa ölen ölür kalan sağlar bizimdir anlayışı değil. Almanya Koch enstitüsü bütün bu olanları 8 yıl önceden en ince teferruatına kadar nasıl biliyor ve neye dayanarak Alman hükümetine rapor yazıp veriyor? Tabii ki sağlık istihbaratı yoluyla elde edilen bilimsel kanıtlara dayanarak.

İngilterede salgın öncesi yapılan bir araştırma bulaşıcılığı yüksek bir virüsün 3 ay gibi kısa bir sürede İngilterede nüfusun üçte ikisine bulaşabileceğini ve % 2 gibi küçük bir ölüm riskinin bile 880.000 kişinin ölümüne yol açabileceğini, en muhtemel salgın başlama yerinin Uzakdoğu olacağını ve bu salgının 2 - 4 haftada İngiltereye gelebileceğini söylüyor. Yani aşı üretimi için gereken sürenin daha uzun olması yüzünden, ölümlerin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Çözüm olarak süper bulaştırıcıların aşılanması ve izolasyonu öneriliyor. Yani küresel bir virüs salgını beklenen bir olay. Bu bilgiye rağmen ne yapacağına karar veremeyen İngiltere salgına teslim olmuştur.

Virüs salgınının ismini, yılını, çıkacağı ülkeyi eyaletine kadar yazan, virüsün kaç kere mutasyon geçireceğine kadar yıllardır anlatan bilimsel raporlar, kitaplar, filmler bilimsel anlayışla incelenmeden salgınları doğal bir kadermiş gibi kabul ederek önlem alamayız çözüm bulamayız. Milyonlarca insanın hastalık ve ölümü karşısında çaresiz hapis hayatı yaşarız.HIV yeşil maymundan geçmiş, CORONA yarasa ve sürüngenden geçmiş gibi hikayelerle dünyayı oyalamak küresel komployu gizler. Toplumu bunlarla uyutmak, rakamlarla oyalamak, hergün ölen sayısıyla moral bozmak, küresel oyunları anlamayı ve proaktif önlemler almayı önler. Korku ve panik içindeki toplumlar  düşünemez, idrak edemez, çözüm üretemez. Bu da sosyal olayların ayrı bir boyutudur.   

Salgının feci sonuçlarıyla boğuşan dünya, kuyruğu peşinde koşan kedi gibi virüsün sonuçlarını tedaviye çalışırken, salgın felaketi giderek yayılıyor ve şekil değiştiriyor. Bilim reaktif değil proaktif olmalı. Yoksa salgınların sonu gelmez. Bilim, aydın dünyası ve yönetimler sonuçlarla meşgulken küresel salgın, mutasyona uğrayan yeni virüslerle kedinin fareyle oynadığı gibi gibi dünya ile oynuyor, salgının biri bitmeden diğeri başlıyor. Aklımızı özgürce kullanmadan küresel ezberlerden kurtulamayız. Dünya Sağlık Teşkilatı, şimdiye kadar alınan önlemlerin defansif olduğunu ve salgına karşı artık atağa geçilmesi gerektiğini söylüyor. Bilim Kurulumuzun söylediklerine tabii ki harfiyen uymalıyız. Bizim eleştirimiz, dünyaya yön veren bilim dünyasının çok yönlü sorgulamadan yoksun olmasına. Bilimin temeli şüphe ve sorgulamadır. Dünyanın sağlık istihbarat örgütlerinin raporları, virüsün gelecekte mutasyon geçireceğini ve dünyanın %70ını etkileyeceğini söylüyor.

Tarihi gelişimi incelemeden askeri savaşları, ekonomi, hukuk, medya, akademi ve sağlık ordusuyla yapılan savaşları anlayamayız. Dünyayı kaos ve krize sürükleyen bu savaşta sağlık orduları, sağlık sistemleri, bilim gücü, ilaç, aşı, tıbbi teknoloji ve teçhizat gücüyle savaşıyor. Savaşı güçlü olan kazanacak, sayılan güçleri zayıf olan ülkeler ise perişan olacak. Bilim ve teknolojik gücü zayıf olan ülkelerin sağlık sistemi ve ekonomisi çökecek ve bu ülkeler hastalık savaşını kaybedecektir. Gerçek önleyici ve koruyucu çözümler, virüs saçan salgın odaklarını deşifre edip engellemekten geçer. Dünyanın ve ülkerin sağlık ve hayatını tehdit eden olayları ve komploları önceden bilecek ve önlem alacak olan yapı Sağlık istihbarat örgütüdür.

Olayların perde arkasını böyle bir üstün akıl, zeka, bilgi küpü ve engin deneyim olmadan anlayamayız. Bize gösterileni değil, perde arkasını görmek, hakikatı anlamak için istihbarat biliminden ve onun klasik yöntemlerinden yararlanmak gerekir. İşte istihbarat adı verilen bilim dalı bize büyük resmi yani planlayan üst aklın zihnini görmeyi sağlar. Oyun içinde kurgulanan oyunları anlamamızı sağlar. Sahte ve gerçek kanıtları ayırmayı, doğru ve güvenilir analiz ve yorumlar yapmayı öğretir. Sebeplerden sonuçlara ve sonuçlardan sebeplere gitmeyi öğretir. Binlerce kanıt içinde kaybolmadan, üst aklın plan, proje ve talimatlarını deşifre eder. Medyanın satır aralarını okumayı öğretir.

Gerçeği görmek istiyorsak istihbaratın temel kurallarını bilmek zorundayız. Birinci kural; hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İkinci kural; bildiğimiz şeyler yanlış olabilir. Üçüncü kural; yöneten aklı ve hedeflerini bilmeliyiz. Dördüncü kural ; olaydan yararlanan kim ve ne yapmak istiyor? Beşinci kural : Önemli sonuçlar ve değişimler, büyük güçlerin eseridir. 

6. Büyük resmi görmeliyiz. Büyük resmi görmek için de, küçük ayrıntılardan uzaklaşıp farklı düşünmek gerekir.

7. Büyük olaylar büyük nedenlerin sonucudur. Mesela 11 eylül gibi yeni bir çağı başlatan olayın ciddi nedenleri olmalıdır. 

8. Sosyal olayların hedefi yani sonuçları vardır. Bilim; sebep - sonuç ilişkisini inceleyen disiplin olduğuna göre bu ilişkiyi anlamak gerekir. Pek çok olayın peşpeşe geldiği zincirleme reaksiyonlarda, sonuçlar daima sonraki olayın sebebi olabilir. Bu yüzden ilgisiz görülen olay ve sonuçlar arasındaki bağlantıyı gözden kaçırmamak gerekir.

9. Tarih tekerrürdür. Sosyal olayların tarihte benzer örnekleri ve yansımaları olabilir. Üst aklın tarihini ve temel işletim programlarını bilmek gerekir. Modifikasyonlar daima tarihi ve ezoterik izler taşır. Ezoterik bilgiler, Kabala, Tevratın yansımaları olabilir.

Sosyal olayların perde arkasını anlamada bilimsel modelimiz nasıl olmalıdır?

Hipotezden hareketle büyük resmin test edilmesi daha kolay ve mantıklıdır. Çok sayıda kanıtın büyük resme uymaması, zaten o hipotezi geçersiz kılacaktır. Elimizde az sayıda hipotez yani büyük resim olduğuna göre, puzzle parçalarının bu resme yerleştirilmesi, uymuyorsa uyan parçaların aranması gerekir. Böylece hangi olayın hangi yöneten aklın eseri olduğu bilinir. Örneğin büyük resimlerden birinde hipoteze göre dünyada 11 Eylülle başlayan savaşın tarafları, küresel sermaye ve bunun ele geçirmek istediği ulus devletler olsun. Hipoteze göre, küresel sermaye ulus devletleri tasfiye edip tek dünya devleti kurmak istesin. Bu durumu ulus devletler seyredecek değildir. Onların refleksi de küresel sermayeyi ele geçirmek olacaktır. Örneğin Rusya'da olduğu gibi Oligarkların hapse atılması, kaçması, sermayenin el değiştirmesine yol açacaktır. Bizim gördüğümüz, futbol takımlarını satın alan zenginlerdir. Oysa perde arkasındaki olaylar çok farklıdır.

Büyük resimde Küresel sermaye para, faiz, türev ürünler ve ekonomik kriz silahını kullanıyorsa, bu devasa sermayeyi ele geçirmek isteyen ulus devletler de buna karşı faizi sıfırlayacak, türev ürünleri yasaklayıp borsada fırıldak çevirmeyi önleyecek. Küresel sermaye ise, halk hareketleri ve turuncu devrimlerle iktidarları alaşağı ediyor. Terör örgütlerini kimin kurduğunu ve finanse ettiğini bilirsek, yapılan eylemlerin amacı ve mesajını kolayca anlayabiliriz. Tabii ülkelerin uzun vadeli planlarını da bilmek kaydıyla. Bazı olaylar asıl hedefe ulaşmak için tezgahlanırken bazıları da asıl hedefi gizlemek ve dikkat dağıtmak için yapılır. 

Dünyayı etkileyen olayların seyri de bunların doğal veya planlı olduğu konusunda fikir verir. Deprem, sel baskını, orman yangını veya salgın hastalıklar doğal nedenlere bağlı ise doğal seyir izler. Mesela bir deprem sonrası 40 metre boyunda tsunami olması doğal değildir. Rus ismi verilen sel baskını ve kasırgaları da incelemek gerekir. Geçtiğimiz yıl aylarca süren Amazon orman yangınları, 80.000 ayrı yerde başlamış ve ölen yerlilerde Covid virüsü tesbit edilmişse bunları doğal kabul edemeyiz. Virüs salgını denemelerini örtbas etmek için yapıldığını akla getirir. 

Doğal olmayan yani önceden planlanan olaylar doğal seyir izlemez. Salgınla birlikte eğitimden e ticarete dijital dünyaya çok önceden planlanmış gibi hızlıca geçiş, salgının doğal olmadığını gösteriyor. Bir cinayetin bile iz bıraktığı ve bu izin takibiyle deşifre olduğu bir dünyada, milyarlarca insanı etkileyen bir salgının doğal olup olmadığını anlamakta zor değildir. Mesela virüs salgınının 1.5 milyarlık Çinde belli bir bölgede görülüp kısa sürede önlenmesi, Çinin finans ve yönetim merkezi olan Pekin ve Şangayda salgın görülmezken, onbinlerce km uzaktaki ABDde 50 eyalette birden kundaklama gibi başlaması, saman alevi gibi birden yayılması ve dünyanın süpergücü olan bir ülkeyi kısa sürede perişan etmesi doğal değildir. WHO, salgının epidemiyolojik yayılıma uymayışının tehlikeli bir gelişme olduğunu söylerken doğal olmayan bir gidişi ima ediyor. Wuhan'daki Virüs araştırma laboratuvarının bulaşma riski bulunan hayvan pazarının dibine kurulması, her ülkenin virüse bağlı ölüm oranlarının çok farklı olması da doğal değildir. Pandemide ölüm oranı dünya genelinde % 5 üstünde. Ölüm oranının rekor kırdığı İtalyada ise ölümler Almanyaya göre % 900 daha fazla. İsrail ve Almanya en az hasar olan ülkeler. Bunlar izaha muhtaç noktalar. Dünyadaki terör olaylarının da bıçak gibi aniden kesilmesi ve gündemin virüsle işgali bilmecenin kilit noktaları.

Tezgahlanan olaylar doğal seyir izlemez. Değişik alanlarda ve şekillerde devam eder ve mutlaka iz bırakır. Kameralar ve diijital takiple online izlenen bir dünyada iz bırakmadan yaşamak mümkün değildir. Çok büyük güce sahip olmak, her şeyin kendi kontrolünde olduğu ve asla iz bırakmayacağı anlamına gelmez. Büyük güçlerde mutlaka açık verir ve iz bırakır. Bu izleri silmek için yapılan suikastleri ifşaatlar takip eder. Bu kanıtların bilimsel ve istihbarat anlayışıyla değerlendirilmesi halinde, hakikat çorap söküğü gibi açığa çıkar. Bir süre sonra da taraflar bunun planları eseri olduğunu zaten itiraf eder. Yakında göreceğiz.

http://www.kemalyesilcimen.com/artikel.php?artikel_id=266



Bu haber 6,143 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,178 µs