En Sıcak Konular

BEYİNSİZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR

26 Mayıs 2012 15:06 tsi
BEYİNSİZ GÜÇ,          GÜÇ DEĞİLDİR Çağımızda küresel aktör olmanın yolu bilim ve teknolojiden geçiyor. Cep telefonundan bilgisayara, aşıdan enerjiye üreten kazanıyor ve yaşıyor. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok.


 


• Vahşi hayat belgeselindeki dev cüsseli Afrika mandasını izleyin. 

• Kan kokusuna gelen sırtlanların saldırısıyla çaresiz kalan manda ne yapıyor? 

• Manda gibi bakıyor! Geriye kalan, üşüşen akbabalar ve bir kaç kemik. 

• Bilim ve teknolojik mandacılığa mahkum ülkelerin sonu Afrika mandası. 

• Bilim ve teknoloji, beyin ve akıl gücüdür. O yoksa yaşama şansınız yoktur. 

• Beyin gücü olmayan sorunları çözemez.

• Sorun yaratan küresel anlayıştan medet umar.   

• Einstein, sağlık ve hayatımızı kilitleyen şifrenin formülünü özetliyor; 

• 'Sorunları, sorun yaratan anlayışla çözemeyiz' 

• Eğitimden medyaya sistem, tüketen insan yetiştiriyor. 

• Küresel aktör olmayı düşlerken küresel manda oluyoruz. 

• Bir kısım güruh da, küresel maymun olmak için can atıyor. 

• Maymun, önüne atana yaranmak için şirinlik yapar. 

• Hiçbiri, aslan gibi küresel aktör olamaz.

• Hepsi de küresel sırtlanlara yem olur. 

• Beyinsiz güçler yok olmaya mahkûm. 

• Çağımızda küresel aktör olmanın yolu bilim ve teknolojiden geçiyor. 

• Telefondan bilgisayara, aşıdan enerjiye üreten kazanıyor ve yaşıyor. 

• Ürettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok.

   BEYİN NAKLİ NASIL YAPILIR ?

• Bilim iki ayak üzerinde yükselir.

 

Birinci ayak; bilime harcanan paradan çok, bilimden kazanılan paradır.

Bilimin ikinci ayağı ise üretilen bilgi ve teknolojinin günlük hayata yani yaşam tarzına yansımasıdır.

Bu iki ayaktan yoksun ülkeler ilerleyemez, ayakta bile duramaz. Çünkü bilim bu iki ayak üstünde yükselir ve yararlar sağlar. Bu yararlar; sorunların çözümü, ekonomik gelişme, refah, konfor, yaşam kalitesinde artma, sağlıkta iyileşme ve insan ömrünün uzamasıdır.

Bilimin birinci ayağı için her yıl harcanan para 600 milyar dolardır. Bu harcamanın amacı, araştırmalarla üretilen bilgi ve teknolojinin trilyonlarca dolarlık ebedi gelire dönüşmesini sağlamaktır. Aspirinden uçağa, aşıdan domates tohumuna kadar binlerce teknolojik üründen elde edilen bu servet, bilim üreten ülkelere sürekli hediye edilir. Patent ve teknoloji üreten ülkeler, bu hediye ile gelişir süpergüç olur. Bilim ve teknoloji üretemeyen ülkeler ise, bilimsel masallarla uyutulan sömürgelere dönüşür.

• Bilim dünyamız, ne yazık ki bu iki ayaktan yoksun

Patent ve teknolojiye dönüşen bilimsel araştırmamız var mı?

Kilitlenen sorunları çözecek bilgi ve teknolojiyi kim üretiyor ?

Milli gelirin ne kadarını bilim ve teknolojiden kazanıyoruz ?

Kendi aşı ve ilacımızı üretebiliyor muyuz ?

BİLİM VE TEKNOLOJİDE İFLAS

• Kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik araştırmalar yapamıyoruz. 5 yıldızlı otel ve tatil köylerinde yapılan bilimsel kongreler, bu iki bacaktan yoksun olan bilim dünyamızın ağır maluliyetine çözüm bulamıyor. Bu yüzden kötü kader yakamızı bırakmıyor. Bu yüzden her çeşit sosyal ve bedensel hastalıklardan telef oluyoruz. Bu yüzden her çeşit kriz bizim kaderimiz olmuş.

• Bilimsel yayın kalitesi yönünden 1981 – 1999 yılları arasında en çok atıf alan araştırmacı sayısı: İsrail için 44, İngiltere için 350, ABD için 3572 iken ülkemiz için maalesef sadece bir kişi. Bilimsel araştırmaların teknolojiye aktarılması ve teknolojik gelişmenin doğrudan ölçüsü olan milyon kişiye düşen patent sayısı ise ülkemiz için ne yazık ki sıfır. Yeni rakamlar da farklı değil. 27 bin makale basılıyor, patent sayısı 85. Buna Zihn-i sinir projeleri de dahil. İsrail'de 4 bin civarında makale basılıyor, patent sayısı 1.500. Gelişmiş ülkelere göre alınan patent ve proje sayısı ile bilimsel araştırmaların teknolojik üretime dönüşme oranı bile bilim dünyamızın ne kadar kısır olduğunu gösteriyor.

Ülkemizin sorunlarını çözen, kötü kaderini değiştiren düşünce, bilgi, araştırma ve projeler üretemiyoruz. Gecekondu üniversiteler diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gösterişli binalar ve dev kampüsler ise dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girmeye yetmiyor. Düşünen ve sorgulayan yetenekli çocuklarımızı bir servet ödeyerek gönderdiğimiz şaşalı okullar, insanımızı bilimsel düşünemeyen bir topluma dönüştürüyor. Bu nasıl eğitim ki, seçmen sayısını veya depremde ölenlerin sayısını doğru saymayı bile öğretemiyor. Göl olacak bölgeye havaalanı yapanlar, bizim üniversitelerimizde yetişiyor. Bilimden nasibini alamayan bir toplumun kaderi bu. Bilim dünyamız, keşfetmek ve üretmek yerine, ithal edilen ayfonlarla, aypedlerle gösteriş yapmayı marifet sanıyor. İthal ürünlerle caka satmak kimi zengin ediyor? Ürettiği ile değil, tükettiği ile övünenler yüzünden Apple trilyon dolara koşuyor. Üniversiteler, sarımsağın Çin’den ithalini bile sorgulamaktan aciz dünya vatandaşı yetiştiriyor.

• Eğitim ve öğretimin önündeki en büyük engel, insanları çözüm üretemeyen robotlara dönüştüren işte bu çoktan seçmeli, ezberci dayatma. Beyinleri kilitleyen bu şifreyi nasıl çözebiliriz? Sömürge ülkelerin bile direndiği kültür emperyalizmi, küreselleşme masalıyla dil silahını kullanarak reklam, dizi ve filmlerden okullara kadar yayılarak toplumu teslim alıyor. Güzel Türkçemiz bilim dili değil mi? En gözde okullarımızda bile anlatan, dinleyen, herkes bizim vatandaşımız ama kullanılan dil tarzanca. Böyle eğitim sömürge ülkelerde bile terk edildi. Böyle bir ortamda başkalarının nasihat ve projeleriyle çağ atlamaya çalışıyoruz. Doçentlik, profesörlük gibi akademik ünvanların kazanılması bile yabancı dergi editörlerine bağımlı. Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen bilimsel anlayışımız ne işe yarıyor? Başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize ne faydası var? Sadece makale yayınlamakla, atıf almakla sorunlarımız çözülmüyor. Nerede kendi sorunlarımızı çözen araştırmalar? Nerede kendimizin ürettiği teknolojiler? Nerede projeler? Nerede patentler? ABD’ de geçtiğimiz yıl 600.000 patent başvurusunun 100.000 ‘i patent alırken, bizler komik bir şekilde parmaklarımızı sayıyoruz.

• Altyapısı bile olmayan üniversitelerde bilim, akıl, zaman ve para gücünü tüketmek, kopya ve palavra araştırmalarla bilim yapıyor görünmek bir işe yaramıyor.  Bu aldatmaca sonucu, sarımsağı bile Çin’den ithal eder hale geldik. ‘Ulusal Araştırma Merkezi’ gibi bir bilim kurumunda kıt kaynakları toplamak, aşıdan depreme kadar ülkenin önemli sorunlarını çözecek araştırmalara yönelmek kimsenin aklına gelmiyor. Bu temel sorunu akıl etmek kimin görevi?

BİLİM VE TEKNOLOJİDE VESAYET

• Tüm hayatımızı teslim alıyor. Asıl vesayet bu! Bu vesayeti gizleyen diğer vesayetler bunun üzerine kuruluyor. Türkiye'ye dışarıdan gönderilen vesayetin bilim elçileri ise bize akıl vermek için fedakarca(!) çalışıyor. Hangi konularda araştırma yapacağımızı ve lider olacağımızı bile onlar söylüyor (5). Peki bizim kendi sorunlarımız ve bunu çözecek aklımız nerede? Çağımızda akıl verme yoluyla ülkeleri yönlendirme işte böyle bilim ve teknoloji yoluyla yapılıyor.

• Son zamanlarda, yurt dışında çalışan Türk bilim adamlarının bireysel başarılarını parlatma dönemi başladı. Başarı hasretiyle yanan topluma bu haberler cansuyu gibi geliyor. Galibiyet sevinci içimizi kaplarken neden şu soruyu sormuyoruz? Beyin hücrelerimiz tek tek başarı kaydederken neden çözen ve yöneten akıl olamıyoruz? Bu beyin hücrelerini beyin haline kim dönüştürecek? Başka ülkelerde harikalar yaratan bilim adamlarımız, ülkemizde neden üretim yapamıyor? Burada bir eksik yok mu? Başka ülkelerde, başkaları adına kazanılan bu başarılar ne sorunlarımızı çözüyor, ne de kötü kaderimizi değiştiriyor. Bilincimize kazınan ‘onlar olmadan yapamayız’ anlayışı, bilimsel işgal ve sömürüyü gizlerken bilimsel mandacılığı teşvik ediyor. Aşağılık kompleksi beynimizi esir alıyor.

Teknoloji üretemeyen ve bunu ithal etmekle övünen ülkeler, bilim ve teknoloji pazarı olduğunu ne zaman idrak edecekler? Gözlükten kol saatine, telefondan bilgisayara teknoloji çöplüğü oluyoruz. Bunları almak için verecek neyimiz kaldı? Zihinsel ve bilimsel işgal işte budur! Çağımızda bilgiyi üreten, bu bilgiyi uygulayan ve pazarlayan kazanıyor.

• Bilim ve teknoloji üretiminde nal toplarken, başkalarından aşırdığımız bilgiden ne ölçüde yararlanıyoruz? Çevre kirliliğinden trafiğe, sel baskınlarından depreme, kötü kaderimiz değişiyor mu? Yaptığımız kopya tezlerle, üretmediğimiz ama kopyaladığımız bilgi işimize yarıyor mu? Ne gezer…  Yürüttüğümüz bilgiyi uygulamayı da beceremiyor, ağzımıza yüzümüze bulaştırıyoruz. Domuz gribi ve kolesterolle ilgili zavallı halimiz ortada. İdrak etmedikten sonra, copy past yapmanın faydası yok. Ne işe yaradığı belirsiz tezler ve araştırmalar yapmakla, Bilim ve Teknoloji merkezi, Araştırma merkezi gibi tabelaları binalara asmakla, yapılan binlerce tezi depolara atmakla veya bilgisayar ortamına atmakla sorunlar çözülmüyor. Eğer çözülseydi, yağmur yağdığında bu merkezler ve içindekiler seller altında kalmazdı. Demek ki bilim ve teknolojiden nasibimizi alamamışız. Bütün bunları yapacak olan beyin, bilim dünyamızdır. Beyin işlevini yapamazsa vücut hasta olur. Bedensel, ruhsal, sosyal, ekonomik… tüm hastalıkların sebebi bu.  

BİLİMSEL MANDACILIK

Bilimsel mandacılık; kendi yaşamsal sorunlarımızın çözümünü dışarıdan beklemektir. Marmara denizi fay hatlarını incelemek üzere sismik araştırma yapacak 40 milyon dolarlık bir gemi için, dünyanın 18. ekonomik gücü olan ülkemizin yabancılara avuç açması, birbiriyle didişen bilim dünyamızın iflas ettiğinin belgesi değil mi? Soykırım yasası çıkaranlar bizi depremden koruyacak(!) aklımızı mı yitirdik? Deprem silahının konuşulduğu bir dünyada fay hatları dâhil gizli neyimiz kaldı? Geçirdiğimiz depremin derecesini bile başkalarının ağzına bakıp düzeltiyoruz. Bilimsel ve teknolojik vesayet altındaki ülkeler, yaşamsal sorunlar karşısında çözüm üretemez, ne yapacağını şaşırır, başkasının ağzına bakarak kopya çekmeye çalışır. Bilimsel ve zihinsel işgalin kafamıza geçirdiği esas çuval, felaketler karşısında bocalama ve çaresiz kalmadır.

• Küresel şirketler kendi çıkarları için yer-altımızı oyarken madencilik gelişiyor diye toplumu aldatıyor. Dünyadaki çelik üreticisi ülkelerin ham krom yatağı olmakla övünüyor ama ağır sanayinin temeli olan krom alaşımlı nitelikli çelik üretemiyoruz. Çevreyi, ormanı, doğayı, toplumu talan eden sömürgeci dayatmaya karşı, kendi çıkarlarımızı gözeten, akla ve bilime uygun projeleri biz ne zaman üreteceğiz? Küresel beyinlerin aptal ayakları olmanın faydası kime?

• Genetiği ile oynanmış ürünlerden, her türlü ilaç ve teknolojiye milyarlarca doları, küresel gücün payı olarak vermek zorundayız. Domates tohumundan bilgisayar programlarına, ilaçtan teknolojik cihazlara onların payını, lisans ve patent hakkı olarak zaten peşin ödüyoruz. Küresel yapı bu yolla payını alırken GDO’lu ürünlerle genetik yapıyı saptırmaya devam ediyor. Saptırma sadece biyolojik genlerle sınırlı değil. İnternetten medyaya her teknolojiyi kullanarak sosyal ve ruhsal genetiği de saptırıyor. İnsan fıtratı ve doğa, acımasızca değişime zorlanıyor. Bitkilerden hayvanlara yaratılan her şey deneme tahtası. İnsanlar endişe ve vesvese içinde.

• Yaşamsal sorunlarımız çözüm beklerken, başkalarının güdümündeki araştırmalarla oyalanmamız, sürüngenliğin ve bağımlılığın asıl nedeni. Medya ise yabancı ülkelerde yaşayan Türklerin başarıları ile toplumu uyutuyor. Başka ülkelerde, başkaları adına kazanılan başarılar ne sorunlarımızı çözüyor, ne de kötü kaderimizi değiştiriyor. Bilincimize kazınan ‘onlar olmadan yapamayız’ anlayışı, bilimsel işgal ve sömürüyü gizlerken bilimsel mandacılığı teşvik ediyor. Aşağılık kompleksi beynimizi esir alıyor. Zihinsel ve bilimsel işgal işte budur!

Sorun özgürlük sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu

• Marmara gibi insandan yoğun bir bölgeye Avrupa’nın en kirli sanayisi kaydırılır ve bir çevre felaketi yaşanırken sessiz ve çaresiz kalıyoruz. Avrupa'dan ülkemize kaydırılan kirli sanayiyi gelişme zannediyoruz. Brezilya'ya çimento ihraç ediyoruz masalıyla toplum uyutuluyor. Brezilya çimento üretmeyi bilmiyor mu? Dünyanın öbür ucuna mazot tüketmenin mantığı ne? Yaratılan istihdam ve kazanç, yol açtığı hastalıkların ilaç parası bile değil. Bu oyunu idrak eden beyin hücrelerinden mahrum bulunuyoruz. Mazot bile olmayacak yanmış yağlar, yemeklerde kullanılır veya denizlerimize dökülürken seyrediyoruz. Deniz analarından denize giremediğimiz zaman aklımız başımıza geliyor ama sebepleri göremiyoruz. Çin’de çevre kirlenmesine bağlı ölümler birinci sıraya yükseldi bilen var mı? (6) Yarın çevre kirlenmesine bağlı ölümlerde dünya şampiyonu olursak şaşırmayın. Çevre sağlığını düşünmeden yapılan yatırımlar, ölüme ve felakete yatırımdır.

• Genetik yapısı değiştirilmiş gıdaları AB ülkeleri yasaklarken bizler ne yediğimizi bilmiyoruz. GDO'lu gıdalardan hem şikayet eden hem de afiyetle yiyen başka ülke var mı? Sonuçta ne mi oluyor? Kısırlık nedeniyle tüp bebek merkezleri moda olurken, artan sağlık harcamalarına rağmen hastalıklar azalmıyor tersine hızla artıyor, hasta toplum oluyoruz.

• Sağlığa ve çevreye zararlı bu ürünleri bize uzaylılar mı yediriyor? Sel baskınlarından zehir saçan fabrikalara kadar bizi felakete sürükleyen kararları uzaylılar mı alıyor? Neden ağlaşıp duruyoruz? Bunların sağlığa ve topluma zararlı etkilerini önlemek için neden birşeyler yapamıyoruz? Ve neden aklın ve bilimin gereğini yapmaktan aciz durumdayız? Nerede ahkam kesen aydınlarımız ve bilim adamlarımız?

İnsanlar bu dünyanın sorunları altında ezilirken, toplum öbür dünyanın ayrıntıları ve televoleyle oyalanıyor, uyutuluyor. Küresel sistem, teravih namazı var mı yok mu, melekler kaç kanatlı, ahirette kaç tane huri gibi konularla bizleri meşgul ederken uçaktan aşıya, cep telefonundan bilgisayara ben size gönderirim, kafa yormayın siz öbür dünyayı kurtarın, sürekli öbür tarafı tartışın diyor. Öbür dünyayı tartışmaktan, bu dünyanın sorunlarını çözecek bilim ve teknolojiye zaman kalıyor mu?

Dün Hintlilere logaritma cetvellerini ezberleterek beyinleri körelten anlayışın bugünkü yöntemi çok farklı. Çağımızda asgari ücretli köleleştirmenin en kestirme yolu bu. Doğal kaynaklara sahip İslam aleminin üretimi bir İtalya kadar değil. Adamlar, bizi otla çöple, alternatif masallarla meşgul ederken 400.000 euro'luk yapay kalp cihazlarını, 50.000 dolarlık kalp kapaklarını, 20.000 dolarlık kalp pillerini bize satarak köşe oluyorlar. Akıl oyunu böyle oynanıyor. Tehlike ve felaketleri algılayan beynimiz başkalarının kontrolüne geçiyor. Ey aydınlar ve bilim adamları, kansız ve vicdansız bir savaşın kurbanı oluyoruz haberiniz var mı? Ey din adamlarımız, ‘bilim Çin’de bile olsa gidip alınız’ emrini niye tartışmıyoruz?

• Yaşam tarzı denilen kirlenmiş akvaryumda ekonomik, sosyal, ahlaki her çeşit hastalığın dipsiz bataklığında çırpınan kadersiz bir toplumun acı hikayesi bu !

Çağımızda telefondan bilgisayara, aşıdan enerjiye keşfeden ve üreten kazanıyor. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok. Milletler ancak bu şekilde ayakta kalabilir, yoksa ayaklar altında kalır. Çağımızda milletler, ancak bilim ve teknoloji ürettiği kadar özgür ve bağımsız olabilir. Gerçek milliyetçilik budur. Artık sokaklarda bağırarak özgür ve bağımsız olmak söz konusu değil. Bağımlılığın dipsiz kuyusundan ancak bilim ve teknoloji ipiyle çıkabiliriz. Gerçek dünyada keşfettiğiniz kadar özgür, ürettiğiniz kadar bağımsızsınız. Bilim ve teknoloji üretemezseniz, yaşama hakkınızda yoktur, şansınızda. Filistin’den Afganistan’a İslam aleminin sefaleti ve zavallı durumunun asıl nedeni bu. 57 İslam ülkesi, bir İtalya etmiyor.

Beyinleri uyuşturan ve karıştıran zihinsel savaşın hedefi de aynı: ‘Oku, anla, akıl et, araştır, keşfet, Çin’de bile olsa…’ diyen bilimsel anlayıştan uzaklaştırıp bilimsel mandacılığa mahkum etmek. Bilimsel mandacılık; her keşfi, her çözümü dışardan beklemek, başkalarına bağımlı olmaktır. Sürüngenliğin asıl nedeni budur.  

İster ulusalcı, ister millici, ister ne olursa olsun, bilim ve teknoloji alanında yapılan icraat yoksa yazılan, çizilen, söylenen herşey hikayedir, masaldır. Bu masalı çoook dinledik. Şimdi artık gözümüz açıldı, acı gerçekleri görüyor, yapılacak devrimi de biliyoruz : Ülke çıkarlarını korumanın, vatanseverliğin, milliyetciliğin en önemli yolu, en önemli kriteri; bilim ve teknolojide devrimdir. Bunu başaracak icraatlar, ülkeleri boyunduruktan kurtarır. Bu irade, inanç ve bilgi yoksa, keşfedene muhtaç, ithal etmeye bağımlı, modern sömürge oluruz.

• Çağımızda bilim ve teknoloji ürettiğiniz kadar özgür ve bağımsızsınız. Yoksa boynu bükük zavallı olursunuz.  Daha önce söylenmiş bir sözü değiştirip özetleyelim : Bilim ve teknoloji, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen ülkeler uçar ve özgür olur. Uçamayan ülkeler ise tavuk olur, başkasının eline bakar. Tavuk ülkeler, önüne atılan yemi yerken yumurtalarının alındığını farketmez, sömürge olur. Tek kanat ise uçmaya yetmez.

• Bilim ve teknolojide devrim için ya acı gerçeklerle yüzleşeceğiz, ya da tatlı yalanlarla sömürge ve tüketim toplumu olacağız. Ya enerji, aşı, cep telefonu… gibi cari açığı artıran on konuda bizi dünya devi yapacak ‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ kuracağız, ya da futbol, televole, UFO’lar, melekler kaç kanatlı gibi geyiklerle toplumu uyutmaya devam edeceğiz. Ya tavuk ülke olup altımızdan alınan yumurtalardan habersiz başkaları için çalışacağız, ya da bilim ve teknoloji kanadını çırparak özgür ve bağımsız olacağız. Hangisini seçelim? Ya 'bilim nerde olsa gidiniz' emrine uyacağız ya da bizi tatlı yalanlarla ve tüketimle aldatan küresel şeytana...

Beyin nakli neden gerekli ?    

Beyin hücreleri ne kadar yetenekli olursa olsun beyin değildir. Beyin; sorunları idrak eden, araştıran, çözen ve yöneten akıldır. Beynimizi üstün kılan, vücudun mükemmel çalışmasını sağlayan beyin hücrelerinin arasındaki network yani iletişim ağıdır. Öncelikle yapılması gereken iş, nitelikli beyin hücrelerinden bu anlamda bir beyin oluşturmaktır. İkinci aşamada yapılacak operasyon ise bu özelliklere sahip beyin naklidir. Bunun anlamı, Ulusal Araştırma Merkezi, Milli Sağlık Akademisi, Bilim ve Teknoloji Merkezi gibi ağların kurulmasıdır.

Üniversiteler, düşünce kuruluşları ve strateji merkezleri hangi sorunları çözen ulusal bilgi üretiyor, bunları kim nasıl uyguluyor? Sonuç ne? Bu yeterli mi? Kötü kaderimiz değişiyor mu? Eksik olan nedir? Başkalarının çıkarlarına hizmet eden reklam ve pazarlama yerine, kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik bilimsel araştırmalar ve kongreler yapmayı ne zaman akıl edeceğiz? Bilimsel yozlaşma ile teknolojik, ekonomik ve kültürel işgalin yol açtığı yaşamsal sorunlara çözüm arayan ‘Ulusal Bilim Kongreleri’ ne zaman ve kimin tarafından düzenlenecek? Kongreler yabancı beyinlerin pazarı ve gösteri merkezi olmaktan ne zaman kurtulacak?

Yaşamsal sorunlarımızı çözecek bilimsel araştırmaları akıl eden, planlayan ve yöneten beyin organizasyonunu ve beyin naklini başarmak zorundayız. Kötü kaderimizi değiştirecek olan bu beyin naklini yapmadan, iki ayaktan yoksun olan belden aşağısı tutmayan bilim ve aydın dünyamızı diriltmek mümkün değil.

Üniversiteler, bilim ve düşünce kuruluşları, ulusal sorunları çözmeye yarayacak bilginin üretildiği ve akıl eden, planlayan, yöneten derin aklın oluştuğu ulusal bir beyine dönüşmelidir. Yaşamsal sorunlar karşısında dağıtılan ve işlevsiz bırakılan akıl ve bilim gücümüzü, sağlam bir kafatası içinde toplayarak ulusal bir beyin olmalı yani aklımızı başımıza almalıyız. Bu beyin naklini başarmadan kendi geleceğimizi kendimiz tayin edemeyiz.

İşte Türkiye’nin beyni : Bilim ve Teknoloji Merkezi

• Bilim ve teknoloji alanında Anadolu bozkırlarında silikon vadisi benzeri şehirler kurmak yerine, ithal edilen uçak, silah, rüzgar trübinleri ve nükleer teknoloji için kıt kaynaklarımızı harcıyoruz. Aşıdan ilaca, bilişimden uzay teknolojisine, enerjiden yeraltı kaynaklarımıza kadar hayati alanlarda araştırmalar yapacak ‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ kurmak yerine, milyarlarca doları yabancılara hediye etmekle çağ atlayacağımız pompalanıyor : 'Biz size en gelişmişini veririz, yeter ki siz yapmayın. Patente, projeye, üretime ve teknolojiye dönüşmeyen palavra araştırmalarla göz boyayıp, bilim adamı pozlarında medyada fiyaka yapın yeter'. Bilmediğimiz, yapamadığımız bilim ve teknolojiyi, Çin'de bile olsa gidip başkasından alacağız ama direksiyon biz de olmalı. Elimizi atmadığımız teknoloji bizim değildir. Yarın sorun çıkarsa kim çözecek? Beğenmediğimiz İran yapıyor da biz niye yapamıyoruz?

• Bilim savaşının hedefi bu : Ne işe yaradığı bilinmeyen sözde araştırmalarla kıt kaynakları tüketmek ve teknolojik kastrasyonla ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirmek. Bilim ve teknolojide bağımlı ülkelerin demokratik ve özgür yaşama şansı yok. Osmanlı neden yıkıldı? Bilim ve teknoloji devriminden uzak tutmanın yolu da tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi, aydın ve bilim adamlarını öbür dünyanın sorunlarıyla oyalamak. Bu yöntem oldukça başarılı. Ülkemizin en hayati sorunlarını çözmek amacıyla Bilim ve Teknoloji Merkezi kurmak ve ülkeyi pazar olmaktan kurtarmak kimsenin aklına gelmiyor. Çağdaş uygarlık düzeyine, bu amaçtan yoksun eğitim - öğretim anlayışıyla ve ithal mallarla gelemeyiz.

• YÖK sistemi, acilen ‘Milli Araştırmalar Merkezi’, ‘Milli Sağlık Akademisi’ ve Bilim Teknoloji Merkezi’  kurulmasını ve sanayi ile bütünleşmesini organize edecek yapıya dönüşmelidir.  Tüm eğitim ve öğrenim kurumları ve sanayi, bu merkezin hedeflerine uygun olarak düzenlenmeli ve çalışmalıdır. Beyin olmadan organların sağlıklı çalışması ve yönetimi mümkün değildir. Bilim Teknoloji Sanayi Bakanlığı beyin olarak, TÜBİTAK ile birlikte mükemmel bir uyum içinde çalışıyor ancak YÖK buna uyum sağlamalıdır.  Bu devrimi yapmamız halinde, Türkiye kısa sürede dünya devi olacaktır. Aksi halde milyarlık bütçeleri bu amaçtan yoksun üniversitelere harcamak, bilim ve teknolojide kısırlığın artmasına yol açar.  Milli sanayi ile bilim dünyamızı buluşturan bu merkezlerin kurulması, her türlü dış baskıdan korunması ve bağımsız olarak çalışması elbette devlet eliyle olacaktır. Bağımlı ülkelerin bunu başarması zordur. Temel sorun burada yatmaktadır. Baskılara karşı çıkan ülkelerin karşılaştığı güçlükleri ise görüyoruz. Bilim ve Teknoloji savaşlarının acımasız şekilde sürdüğü çağımızda, nadide bilim adamlarımızın can güvenliğini sağlamak zorundayız. Kapalı sistem Bilim ve Teknoloji Merkezleri olmadan bu güvenliği sağlamak mümkün değil.

Özgür ve bilimsel düşünmeyi yok eden ezberci ve teste dayalı sistem yerine, ilaçtan aşıya, enerjiden milli güvenlik ve uzay teknolojisine… temel sorun ve ihtiyaçlarımıza yönelik Bilim ve Teknoloji seferberliği hemen başlatılmalıdır. Bu amaca yönelik olarak bilim adamlarımızın dış merkezlerde çalışması, bilgi ve deneyim transferi için şarttır. Bu amaca yönelmeyen dış geziler turistik seyahat anlamı taşır.

Kötü kaderimizi değiştirecek, arkası bitmez sonuçlarla boğuşmak yerine temel çözümleri sağlayacak beyin nakli olan; ‘Ulusal Araştırma Merkezi’, ‘Milli Sağlık Akademisi’ ve Bilim - Teknoloji Merkezi’ ni başarmak dileği ile…

Kaynaklar :

 

1 http://www.medimagazin.com.tr/hekim/sgk/tr-salk-harcamalar-9-ylda-8-kat-artt-2-18-34892.html

 

2 Çelebi S S: Bilim ve ulusal teknoloji: Niçin ve nasıl? Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi.sayı 1099, 2008

 

3 Yetiş N: Geçmişten Geleceğe Türk Bilim ve Teknoloji Politikaları. TÜBA yayınları, 2005

 

4 Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı, 2008

 

5 http://www.hurriyet.com.tr/pazar/15002528_p.asp

 

6 http://www.skyturk.net/haber/cin-cevre-kirliligine-bagli-olumlerde-ilk-sirada-yeryuzu-12291.html

 

7. http://www.medimagazin.com.tr/ilac-sanayi/genel/tr-ilk-9-ayda-ilaca-195-milyar-euro-harcandi-8-60-37665.html

 

8. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/dis-haberler/tr-hastalklarn-maliyeti-47-trilyon-dolar-bulacak-1-76-37482.html

  

 



Bu haber 4,980 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,036 µs