En Sıcak Konular

KÜRESEL ALGI SAVAŞI : WIKILEAKS - STRATFOR

14 Şubat 2011 23:33 tsi
 KÜRESEL ALGI SAVAŞI : WIKILEAKS - STRATFOR Bu karanlık savaşın hedefi; aklımızı ve beynimizi ele geçirmek. Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu bu.

WIKILEAKS : KÜRESEL ALGI SAVAŞI

 

Bu yazı 4 yıl önce yazılmıştır. 

 

twitter:@YesilcimenKemal  

      

 

• Bizi yanıltarak irademizi ele geçirmeye çalışan karanlık bir savaşın kurbanıyız. Dış dünyadan bulaşan algı virüsü uyutuyor, aldatıyor ve algımızı ele geçiriyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız istenenleri yapıyor, küresel algının figuranı oluyoruz. Algı yeteneğimiz bozulduğu için tehlike ve felaketler bitmek bilmiyor.    

 

• İnançları bile sarsan bu karanlık savaşla beyinler çözülüyor, pelte gibi oluyor. Yalan yanlış bilgi bombardımanı altında toplum ne yapacağını bilemiyor. Derin tarihi geçmişi olan milletler bile gözlerine far tutulmuş tavşanlar gibi şaşırmış ve çaresiz. Yaşamsal sorunlarda bile beyinler donmuş, insanlar boş boş bakıyor. Sanki zaman tünelinde aklımız ve dimağımız kayboluyor.

 

Algı kirlenmesi 

 

• Biz insanlar dünyayı algıladığımız şekilde görür ve yaşarız. Algımız ise beynimize akan bilgi tufanıyla oluşur. Dış dünyadan akan bu bilgi birikiminin hediye ettiği sanal gözlüğün gösterdiği şekilde de dünyayı görürüz. Yıllar içinde oluşan bu pembe gözlük, bilgi kirliliği yüzünden ne yazık ki gerçeği göstermiyor ve bizi sürekli yanıltıyor. Virüs girmiş bilgisayar gibi algımız bozulmuş, zihnimiz karışık. Çağımızın önemli sorunu ; algı kirlenmesi.

 

• Uzaktan kumanda elimizde, ekran karşısında hipnotize oluyoruz. Kredi kartı ve cep telefonu para ve zamanımızı yönetiyor, tüketiyor. Dış dünyanın yönettiği bir hayata bağımlı olurken, sigaradan alkole her çeşit kötü alışkanlık karşısında, ‘elimde değil’ diye sızlanıp duruyoruz. Yönetim bizim elimizde değilse kimin elinde? Elimizden giden her şeyi dış dünyanın egemenliğine terk ederken  irademiz kayboluyor, algımız yabancılaşıyor. Modern denilen yaşam tarzı özgürlüğümüzü teslim alıyor. Cezbedici bir dünyaya bağımlı olurken sonsuz esaret başlıyor. İnsan ve toplumlar bağımlı olurken özgürlüklerini işte böyle kaybediyor. 

 

Algıyı yöneten toplumu esir alıyor 

 

• İnancın, bütün değerlerin hatta vatan savunmasının idrak merkezi; algımız. Algıyı ele geçiren, özgür iradeyi yok ederek toplumları uzaktan kumandayla yönetilen yığınlara dönüştürüyor. Bu yüzden algı savaşı diğer savaşlardan daha etkili, kolay, ucuz ve onların üzerinde bir role sahip. Zaten  gerekli algıyı yaratmadan hiçbir savaşı kazanmak mümkün değil. Savaşın kazanımlarını sihirli bir şekilde sağlayan bu karanlık oyun, küreselleşen dünyanın yeni savaş yöntemi. 

 

• Algı yönetimi, akıl ve bilim oyunu. Bu akıl oyunu ile kötü alışkanlıklardan sağlıklı yaşama, ekonomiden milli güvenliğe her şeyi yönetebilirsiniz. Zor kullanmadan insanları Bermuda şeytan üçgenine bile hapsedebilirsiniz: İster borsa, faiz, döviz ister koltuk, asansör, taşıt. Yoksulluk ve borçlanma yüzünden iradesi çözülen insan ve toplumlar, algı virüsüne karşı tamamen korumasız ve çaresiz. Bağımlı hayatla özgürlüğünü değişmeye ve her istenileni yapmaya hazır. 

 

Bilinçaltı kurgulama ve Algı oluşturma   

 

• Bu akıl oyunu tamamen bilinçaltı kurguya dayanıyor. Küresel film sektörü algı oyununa en iyi örnektir. Hem eğlendiriyor, hem de bilinçaltı teknikleri kullanarak geleceğin küresel algısını mükemmel bir şekilde oluşturuyor. Kanlı ve acımasız savaşlar, kıyamet sahneleri, soygun, hırsızlık, kapkaç, tecavüz ve insanlık dışı ne varsa hepsi, sıradan olaylar gibi zihinlere işleniyor. Amaç, insanlık vicdanını yok ederek vahşet dolu kötü bir dünyaya alıştırma. Hayatın önceden yaşanmış olduğu algısı yüzünden, gerçekle hayal birbirine karışıyor. Bu yüzden Irak’taki vahşeti film gibi izliyoruz. Beyinlere kazınan algı aynı: kötülük dünyasında depremden teröre kadar kötü olan her şeyle beraber yaşamaya alışmalıyız.

 

 • ‘Memleketi sen mi kurtaracaksın?, tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin, keyfine bak’ gibi sürekli tekrarlanan cümlelerle, reklam ve dizilerde toplumun bilinçaltına teslimiyet tohumları ekiliyor. Bu sinyallerle kurgulanan toplumun, bütün değerlerin satışı karşısında kılını kıpırdatmayışına şaşmamak gerekir. Yöntem son derece basit ve etkili: Altındaki halıyı çekseniz kimse umursamıyor.

 

• Algı oyununa diğer bir örnek ise ‘hastalık satmak’. Son yıllarda binlerce sanal hastalık uydurulması boşuna değil. Hastalık sattığınız zaman, ilaçtan teknolojiye kadar pek çok şeyi satmış oluyorsunuz. Bunun için sadece hastalıkla ilgili algıyı satmanız yeterli. Tıpkı taşıt sattığınız zaman benzinden otoyola kadar her şeyi sattığınız gibi. Taşıt dışındakilerin reklamını yapmanız gerekmiyor. Taşıtın konfor ve kolaylık algısını satmanız yeterli.

 

Algı yönetimi nasıl yapılır? 

Yaşam tarzını nasıl etkiler?

 

Algı yönetimi ile kalp krizinden teröre kadar pek çok konuda toplumu yönlendirmek mümkün. Seçilen konu, planlanan davranış modeliyle birlikte toplumun bilinç altına binlerce kere kaydedilir. Mesela ‘kalp krizi belirtileri olduğunda derhal hastaneye gitmek gerekir’ gibi. Aynı yöntemle sigarayı bırakma, şişmanlığı önleme, sağlıklı beslenme ve spor alışkanlığı yaşam tarzına dönüşebilir ve bu yolla çok sayıda hayat kurtarılmış olur. 

 

Zararlı bir uygulama ise ekonomik kriz ve terör korkusunu kullanarak, yapılması istenen veya istenmeyen davranış modeline doğru toplumu yönlendirmek. Özellikle 11 eylül’den sonra dünya böyle yönetiliyor. Yapılacak iş çok basit. Önce terör veya kriz felaketi, istediğiniz davranış modeliyle kodlanarak zihinlere servis edilir. Sonra da bu kötü olaya ait ses ve görüntü düğmesine basılır. Algı virüsleri hemen harekete geçecektir.

 

Gelecekteki felaketi zihinde canlandırma yani korkutma yöntemi yeni değil. Elinizde medya gibi bir silah varsa, karşınızda hiçbir güç duramaz. İstediğiniz her şeyi binlerce kere toplumun bilinç altına üfleyerek, istediğiniz algıyı yaratabilirsiniz. İnsan ve toplumlar bu nedenle kurgulanmış bir hayatın dışına çıkamıyor. Çünkü yaşam tarzımız bu algıya göre şekilleniyor. Bu yüzden beynimize yazılan sanal bir hayatı  yaşıyormuş gibi yapıyoruz. Aslında yaşadığımız, benliğimizi silen ve bizi balık sürüsüne çeviren dış dünyanın bitmek bilmeyen istekleri. Bunların hepsi ‘algı yönetimi’ nin eseri.

 Beklenti yönetimi  

• Diğer bir yöntem ise ‘beklenti yönetimi’. Beklenti yarat ve bu beklentiyi yöneterek istediğini yaptır. Çünkü her şey algıya dayanıyor. Oy verirken bile beklenti ve algımıza göre hareket ediyoruz. Vadedilen geleceğin benimsenmesi, toplumun beklentilerine uymasına bağlı. Bu basit gerçeği bilmeyenlere, toplumun davranışları mantık dışı gelir. Beklentilere uymayan bir yaşam tarzı, ne kadar iyi ve sağlıklı olursa olsun halkın ilgisini çekmez. Planlanan hayata özendirmek ve talep yaratmak gerekir. Bunun için de önce beklenti oluşturmalı, sonra da bunu yönetmelisiniz. İşin özü bu.

 

• Algı yönetimi bilinçaltı savaş yöntemi olarak kullanıldığında, özgürlük ve demokrasi için en büyük tehdit sayılır. Çünkü algıyı ele geçiren, algı sahibine ait olanları da ele geçirmiş oluyor. Bu savaşın en etkili ve eğlenceli silahı da medya! Gözümüze, kulağımıza, zihnimize hitap eden her şey algımızı ve yaşantımızı etkiliyor, şekillendiriyor. Televole yaşantısı moda oluyor.

 

Algı savaşını kazanmadan kurtuluş yok !

 

• Her yaşam tarzının dayandığı temel algı dağları vardır. Bu algılar değişmeden bunun yansıması olan anlayış ve yaşam tarzı değişmez. Üretmeden tüketen, borç alarak lüks ve israf içinde yaşamaya alışan ve bunu konfor olarak algılayan insan ve toplumları, bu bağımlı hayattan kurtarmak kolay değildir. Çünkü tüketime dayalı yaşantı, sigara veya eroin bağımlılığı gibi mutlu ederken, zihinleri bu pembe esarete alıştırıyor.  Bu yüzden bağımlı hayattan özgürlüğe geçiş, yoksunluğa yol açan sıkıntılı bir süreçtir.

 

Yeni algının hayata yansımasının yolu, bağımlılık yaratan eski algının silinmesine bağlıdır. Silme işlemi ise sancılıdır ve zaman ister. Kötü alışkanlıklardan uzak, özgür ve bağımsız yaşamanın yolu  ‘elimde değil’ algısı yerine, ‘özgür ve bağımsız bir iradeyim’ algısını oluşturmaktan geçer. Öncelikle, irademizi esir alan temel algıyı değiştirmemiz gerekiyor. Başka yolu yok !

 

Ne yapmalı ?

Nasıl yapmalı? 

 

 Algı yönetimi ; toplum mühendisliğinin temelidir.  Öncelikle algımızı ve yaşam tarzımızı bozan dilde yabancılaşma, kültürel yozlaşma ve yolsuzluk virüsünü yok etmeliyiz. Küresel algı virüslerini etkisiz hale getiren ‘anti-virüs’ programları olmadan beynimizi korumak mümkün değildir. Ulusal algıyı bozan her çeşit yozlaşma ve çürümeye önlem almalıyız. Sağlıklı ve temiz bir toplum için milli ve manevi değerlerimizi korumak zorundayız. 

 

Türk milletini uyutmaya, aldatmaya ve algısını yönetmeye çalışan her türlü bilinçaltı kurgulamaya karşı caydırıcı yaptırımlar getiren ‘Ulusal Algıyı Koruma Kanunu’ çıkarılmalıdır. Hiçbir toplum en değerli hazinesi olan algısını korumasız bırakamaz.  

 

Bütün bunları kim yapacak?

kim yönetecek?

 

Ülkeyi temelinden sarsan birçok sorunun altında sinsice sürdürülen algı savaşı vardır. Bu savaşın farkına varmadan ve sorunu çözecek temel algıyı oluşturmadan  kaosdan çıkmak mümkün değil. Bunu yapacak olan da ; Ulusal algı yönetimi’dir. Yarın internet ve medyanın gönderdiği gizli mesajlarla, algısı ele geçirilen kitleler sokağa dökülür, halka saldırırsa zamanında önlem alınmadığı için devlet ve millet varlığımız tehlikeye girecektir. Bu kaosu bahane eden dış güçlere müdahele fırsatını önlemenin yolu, algı savaşını bilmek ve buna göre örgütlenmekten geçer. 

 

• Topraklarımızı korumak için milli bir orduya ve toplum güvenliği için de polis teşkilatına neden gerek duyuyorsak, çağımızda beynimizi, zihnimizi, algımızı koruyacak bu kuruma çok daha fazla nedenle ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü sahip olduğumuz her şeyi yöneten bu değerli merkezi korumak zorundayız. Çünkü saldırılar doğrudan veya dolaylı olarak algımızı ele geçirmeye yönelmiş bulunuyor. Sağlıktan ekonomiye, kültürden milli güvenliğe her türlü küresel tehlikeyi algılayan, küresel medyanın algı yönetimini izleyen ve ulusal refleksleri yöneten  ‘Ulusal Algı Yönetimi’  acilen kurulmalıdır. Zihinsel özgürlük için !  

Kaynak :  

  Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı, 2008  

 

................................................................................................

 KARANLIK  SAVAŞ :  ZİHİNSEL İŞGAL  

• Karanlık bir savaşla karşı karşıyayız. Niçin karanlık? Çünkü bu savaş gözlerimizi kör ediyor, gerçekleri göremiyoruz. Bize gösterilen boş hayallerle zaman tüketiyoruz. Saldırganın kim olduğunu, hangi silahla, nasıl ve nereden saldıracağını da bilemiyoruz. Doğrudan beynimize saldırıyorlar, farkında değiliz. Beş duyumuz ve zihnimiz gizlice ele geçiriliyor. Algımızı oluşturan iletişim kaynakları yabancılara satılırken, taşıt farına yakalanan tavşanlar gibi çaresiz ve hareketsiz bakıyoruz. Bizi biz yapan değerler elden giderken habersiz seyrediyoruz. Akıl tutulması işte bu! Sonuçta algımız giderek değişiyor. Her çeşit göz boyama ve aldatma sonucu dostu düşman, düşmanı da dost görmeye başlıyoruz. Toplumsal paranoya ve şizofreni olmaya zorlayan bu savaş, bizi kendimizden bile şüpheye düşürüyor. Bundan daha karanlık savaş olur mu? Yaşam tarzını sinsice belirleyen bu akıl oyununu idrak edemeyen milletlerin işi çok zor.

Amaç ; insan zihnini ele geçirmek  

• Bu karanlık savaşın hedefi; derin aklımızı ve beynimizi önce dağıtmak, sonra kendi gayesine uygun olarak yeniden oluşturmak.  Bunun için de öncelikle aydın, sanatçı, toplum önderleri ve bilim adamları seçiliyor. Son iki asırdır bu sistem fabrika gibi çalışıyor ve geleceğin karar vericilerini yetiştiriyor.  Stratejik yerlerin  bu beyinlerle sessiz ve derinden ele geçirilmesi, her çeşit işgalden daha kolay ve etkili bir yöntem. Bu karanlık akıl oyunuyla belirlenen kötü kader ise toplumun yaşam tarzı oluyor.

 

• Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu bu. Medyayı dikkatlice incelersek zihinsel devşirmenin her çeşidini kolayca görebiliriz. Bu yöntemin en etkili olduğu dönem ise çocukluk dönemi:

 

• Bu dönemde algılanması istenen nesneler, sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek reklamlar, çizgi filmler ve çocuk programlarıyla sunulur. Çünkü ilk algılanan nesneler anne baba gibi vazgeçilmez olacaktır. Bu şekilde çocuğun zihinsel bariyerleri kolayca geçilerek sigaradan cep telefonuna, janjanlı şeylerden kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi istenen her şey, zihinlere kök hücre nakli gibi ekilir. Minik beyinlere binlerce kere aşılanan  ‘hayata bağlar’ - ‘bağlan hayata’ gibi şifre sözcüklerle ilişkilendirilen görüntü ve kurgular, çocukları hayata bağlıyan vazgeçilmez nesneler olur. Onlarsız hayat artık mümkün değildir.

 

Minik yavrular bu nesnelerin sağlığa veya insan hayatına zararlı olabileceğini idrak edemez. Sonraki yıllarda bu nesnelerin zararlı olduğu idrak edilse bile iş işten geçer ve bu alışkanlıklar hayatın parçası olur. Artık insanı yaşadığı dünyaya bağlayan bu nesnelerdir ve bunlar olmadan yaşamak anlamsızdır. Bunların yan etki ve zararları bile unutulur, bağımlılık benliği esir alır. Özgürlükler, sadece silahla yok edilmiyor. Henüz reşit olmayan beyinlerin bu şekilde aşılanması, özgürlükler açısından  endişe vericidir. Küresel minik robotlara dönüştürülmeye çalışılan ‘Selocan’ larımızı, bu esaretten nasıl koruyabiliriz?

  

Zihinsel işgal ve zihinsel soykırım 

 

• İnsan beynini ve yaşam tarzını kurgulayan bu savaş, kültürel salgın olarak yayılıyor. Eğlenceden eğitim ve kültüre kadar bir çok alanda sessiz ve derinden bulaşıyor. İnsan beynine en yoğun bilgi girişinin olduğu ortamlar; eğitim kurumları, yazılı ve görüntülü medya, internet ve eğlence mekanları bu salgının yayılma yerleri. Çünkü bu virüs bilgilendirme, eğitim, öğretim, eğlendirme gibi yararlı faaliyetler sırasında zihinlere kolayca nüfuz ediyor.      

 

‘Yat yat uyu’ virüsünün uyuşturduğu beyinlere hastalıklı yaşam tarzını sinsice yükleyen bu salgın pop kültürü, çağdaş ve modern yaşam gibi fiyakalı isimler arkasına saklanarak, dilimizden  mağaza isimlerine kadar yöresel ve geleneksel bize ait ne varsa hepsini 4 aşamada silip süpürüyor.

 

1. Birinci aşama, dış dünyayı tanıma ve bilgilendirme maskesiyle yapılan zihinsel aldatma ile başlar. Yararsız bilgilerle, pembe hayallerle sanal bir dünya kurulurken aslında yapılan iş, zihinsel aldatmadır. Bu pembe dünyanın zihinleri uyuşturan morfini ise televole.      

2. İkinci aşama ise bilgi bombardımanı arasına sokuşturulan kirli bilgilerle inşa edilen zihinsel kirletme dönemidir. Bilgi çağının en ciddi sorunu, bu bilgi kirlenmesinin yıllar süren tortusu olan zihinsel kirlenmedir. Bu dönemde yalan yanlış bilgiyle doldurulan kirlenmiş beyinler, kendilerine yaklaşan felaketi kurtuluş gibi görürken, bilinçaltına yazılan seçenekler listesinden seçimler yapmayı özgürlük zannedebilir. 

3. Üçüncü aşamada, yabancı kültürel değerler ve düşünce şekli bütün zihni kaplarken zihinsel işgal tamamlanıyor demektir. Beyinler sığlaşırken  yaşam tarzı istenilen şekle dönüşmüş olur.

4. Bu son aşamada ise zihinsel köleliğe yol açan zihinsel soykırım dönemidir. Bize ait ne varsa, acımasız şekilde imha edilir. Milli ve manevi değerler, vatan, bayrak, din, ahlak ve size ait her şey gereksiz, modası geçmiş ve çağ dışı  kabul edildiği için imha edilmelidir. Bu son dönem bildiğimiz soykırımdan daha acımasız ve tehlikelidir. Çünkü maddi soykırıma uğrayan toplumlar bedenen yok olduğu için, artık onları kullanma şansı yoktur. Zihinsel soykırıma uğrayan toplumlar ise asgari bir ücretle köle olarak kullanılabilir. Beyinlerine işlenen biat ve itaat programları sonucu sefalet ücretiyle çalışan verimli sürüler olurlar. Kanlı savaşlar sonucu esir alınan toplumlar ise sürekli isyan ettiği için verimli değildir. Aradaki fark budur.

• Bu zihinsel köleler, hayatını beynine yüklenen yeni değerlere göre tanzim ettiği için özünden uzaklaşır, kendi değerlerini küçümser hatta onları düşman gibi görmeye başlar. Kutsal değerleri çiğnenir veya satılırken sevinir ve üzülenleri yadırgar, ‘noolmuş yani?‘ der. Çünkü ruhunu yeni kutsallar sarmıştır. Zihinlere ne yüklerseniz yaşam tarzına o yansır. Kendi annesini, babasını, eşini, kardeşini, sülalesini, komşusunu bile acımasız bir şekilde öldürmekten çekinmez ama aynı gün eğlence partisi verirken, sakladığı annesinin cesedini, arkadaşlarının keyfini bozan utanılacak bir nesne gibi görür. Yaşadığı toplumu ve değerlerini aşağılayan anlayışın temeli işte bu zihinsel soykırımdır.

 

Kötülük Savaşı

 

• İyi olan her şeyi yok ederek yerine kötülük tohumları eken bu karanlık savaş, iyilerin kaybettiği ve yalnız kötülerin kazandığı kötülük dünyasında yaşamanın kuralını da belirliyor; kötü olmak ve kötülük etmek! Toplumsal şiddetin temelinde medyadan beynimize binlerce kere kazınan vahşet programları var. Bu filmlerde her çeşit vahşet ve kötülük zevkli bir oyun gibi sunuluyor. Öldürücü silahlarla her şeyi yok eden kin ve intikam tohumları, Terminatör rolünde zihinlere ekiliyor. Bulaşıcı hastalık gibi yayılan bu salgın, yaşam tarzımızı her çeşit hastalık ve kötülük üreten bataklığa çeviriyor. Bir karıncayı bile koruyup kollayan, bir ekmek kırıntısına bile saygı gösteren yüce bir kültürün gönül insanları, vicdanları sarsan akıl almaz vahşete zihinsel yöntemlerle işte böyle itiliyor. Zihinsel işgal ve zihinsel soykırım işte budur! Bu zihinsel oyunun gizlenmesine, sonu gelmez vahşetin medyada reklam ve reyting malzemesi yapılmasına ne demeli? Bu karanlık savaşta bataklığı yaratan organizasyonu kurutmadan, kötüler ve kötülüklerle tek tek nasıl başedebiliriz?  ‘İyiler kazanır, kötüler kaybeder’ gerçeğine dayanan iyilik dünyasını beyinlere nasıl işleyebiliriz?

 

• Gerçek hayattan ‘rol modeli’ olarak zihinlere yansıyan; güç ve paranın bütün değerleri ezerek yerine geçmesi, toplumun yaşam tarzını kemiren başka bir salgın hastalığa daha yol açıyor. Bu tehlikeli salgın yolsuzluktur. Güç ve paraya ulaşmak için her yolu mübah kılan bu virüs, esir aldığı toplumu çökertir, yaşam tarzını hastalık üreten bataklığa çevirir. Çünkü tüm kaynaklar yolsuzluğa kurban gittiği için, ruhsal ve sosyal hastalıklar içinde kıvranan toplum yeni kurban olacaktır. Önlenemeyen sosyal hastalıklar, zincirleme yolla ve çığ etkisiyle yaşam tarzımızı işte böyle kirletiyor.

 

• Kirlenmiş bilgiyle beyinleri sığlaşan toplumlar soygunun boyutunu kavrayamaz, neden ve nasıl olduğunu anlayamaz, önlem alamaz, alık alık seyreder. Kaybettiği trilyon dolarların binde birini bile tekrar borç alabilmek için, kedinin kendi kuyruğuyla oynadığı gibi sürekli dolanır durur. Esareti kurtuluş olarak algılar, sürekli sahte şifreleri çözmekle oyalanır. Halbuki, asıl Da Vinci’nin şifresi; kendi hayatının ve sağlığının kilitlendiği bu şifredir, bilemez ve çözemez! İçine düştüğü bataklığı idrak edecek ve kurutacak zihinsel yetenek ve derinliği de kaybeder. Onların yapabileceği tek şey;  bu bataklığın sürekli ürettiği sivrisinek ordusuyla savaşmak ve kıt kaynaklarını ahmakca harcamaktan ibarettir. Ama bu sivrisinek bulutları hiç bitmeyecektir.    

 

• Bilinçaltı kurgulama ve algı yönetimi, zihinsel köleliği sağlamanın en kısa yolu. Bu yolla, tek kurşun atmadan toplumlar kolayca yönetilir. Bilim ve akıl gücünü devredenler, yöneten aklı kaybettiği için yönetilen duruma düşerler. Zihinleri devşiren bu algı oyunuyla, çağdaş kölelik işte böyle oluşuyor.  Bu akıl oyununda, sağlıktan ekonomiye her alanda devam eden küresel savaşın değişik şekillerini bilmeyen toplumların yaşama şansı yok.

 

Kaynaklar 

 

www.kemalyesilcimen.com

 

Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap,  2006  

 

 

 

 

 

 



Bu haber 7,091 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,595 µs