En Sıcak Konular

HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK

11 Şubat 2011 19:17 tsi
HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK Küreselleşen dünyada hekimlik mesleği, hastalıkları önleyen bir sanat olmaktan çıkarak hastalara ilaç ve teknoloji giydiren bir konfeksiyona dönüşüyor.

HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK 

 

• Küreselleşen dünyada hekimlik mesleği, hastalıkları önleyen ve  sağlığı koruyan bir sanat olmaktan çıkarak hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren bir konfeksiyona dönüşüyor. Hekimin ilgisi ve iyileştirici gücü ise ilaç, teknoloji ve paraya devrediliyor. Artık hekimin saygınlığı bile kariyeri, şöhreti ve aldığı ücreti kadar...  

 

• Geleneksel tıbbın ‘hastalık yoktur hasta vardır’ anlayışında, genetik ve bünyesel farklılığı nedeniyle her hastanın hastalığı farklıydı. Bu yüzden hekimler de hastanın dilinden ve ruhundan anlayan, onun bünyesine göre davranan kutsal bir otorite idi. Bu anlayışın hakim olduğu dönemlerde hastayı korkutan dev hastaneler, cihazlar ve fabrikasyon ilaçlar yerine, hekimin ilgisi ve şefkati vardı. Hastaları fabrikasyon robotlara benzeten yeni anlayış ise, konu mankeni yaptığı hastaları geri plana iterken, hastalıkları ve kanun hükmündeki şablon tedavileri ön plana çıkardı. Artık hastalar,  hastalıkları bile birbirinin kopyası olan, aynı tornadan çıkmış robotlarmış gibi, aynı şablon tedavilerin konu mankeni.

 

• Seri üretimi yapılan ilaç ve teknolojinin maksimum tüketimi için, yaşam tarzının piyasaya sürdüğü hasta kuyruklarını kar amacıyla işleyen dev hastaneler fabrika gibi çalışıyor. Paket fiyatlarla kurulan hastalık borsasında satılık hastalıklar, hasta ve hastanelerin beğenisine sunuluyor. Seç, beğen, al! Hastaneler ucuz fiyat biçilen hastalıklardan şikayet ederken, hastalar köşe bucak fark almayan hastane arıyor. Yaratılan moda herkesi hasta ediyor.

 

• Hastayı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşteriler için satılık hastalıkları, ilaçları, teknolojiyi ve 'guidelines' adı verilen kanun hükmündeki tıbbi kuralları dayatıyor. Hekimlik sanatı da sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezleri gibi dev hastanelerde seri imalata geçen konfeksiyon işine dönüşüyor.

 

• Sevilen, sayılan ve kutsal bir otorite gibi duran hekim algısı artık yok! Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil bürokratik işlemlerle ilgileniyor. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların  teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, borsada işlem gören ve menkul değerlere çevrilebilen hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu. Sosyal güvenlik kurumunun paket programına giren hastalar, hastalık borsasında ödenen para kadar hizmet alabiliyor. Hastanelerin sağlıksız salonlarında ‘sıradaki gelsin’ komutuyla harekete geçen hastalar, dev süpermarketlerde alışveriş krizine girmiş müşteriler gibi köşe bucak şifa arıyor.

 

• Artık hekimin ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyada yaşıyoruz. İnançları bile sorgulamaktan çekinmeyen bu yeni dünya, kanıta dayalı bilim ve tıbbı tabulaştırırken sektörün yönlendirdiği milyar dolarlık araştırmaların özeti olan bilimsel rehberleri kutsal kitaba dönüştürüyor. Dün yumurtayı yasaklayan, bugünse helaldir diyen kutsal(!) metinler karşısında, hastalar ne yapacağını ve kime inanacağını bilemiyor. Araştırmaları, ilaçları ve teknolojiyi kutsallaştıran bu yeni tıp anlayışı, sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek yerine, gittikçe büyüyen dev bir sektör yaratıyor. Sağlığın önündeki en büyük engel; hayatımızın her noktasına burnunu sokan, kurallar koyan, özgürlüğü kısıtlayan, tehdit eden ve hatta aforoz eden işte bu küresel sağlık anlayışı.

 

Küresel sağlık anlayışı

 

•  Sağlığı koruma ve hastalıkları önleme yerine, sektöre para getiren tıbbi işlemlere odaklanan bu anlayış, sağlığın önündeki en büyük engel. Çünkü herkesi hasta, hastaları da müşteri olarak gören bu sistem, sağlığın önünde bir duvar gibi duruyor. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu zorlu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap. Hastalık ise bu hasta yaşam tarzında herkes için mecburi istikamet.

 

Hastalık için yapılması gereken hastalıklarla boğuşmak iken, sağlık için yapılması gereken; hastalıklara yol açan risk faktörlerinin önlenmesidir. Yani sağlıklı yaşam tarzı ve sağlıklı çevrenin sağlanması, katkı maddeleri, fastfood, zararlı meşrubat ve gıdaların yasaklanması, hipertansiyon, diyabet, şişmanlık, sigara, tembel yaşantının önlenmesi…Hastalıkların önlenmesi, hastalık oluştuktan sonra tedavisine göre, çok daha kolay, ucuz ve mantıklı olduğu için İngiltere bile şimdi bu yolu seçmiş bulunuyor. Eski Çin’de 4600 yıl önce başarıyla uygulanan bu sistemde, doktorların geliri hasta sayısına göre değil toplumun sağlık durumuna göre artıyordu. Yani hasta sayısı arttıkça doktor geliri azalıyor, hasta sayısı azalıp sağlıklı insan sayısı arttıkça toplum sağlıklı hale geldikçe doktorun geliri artıyordu. Sistem, hastalıktan değil sağlıktan besleniyordu. Salgın hastalık halinde o bölgeden sorumlu doktor her şeyini kaybediyordu. Bu yüzden doktorlar tüm varlıklarını, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunmasına adamışlardı.

 

• Peki şimdi nasıl? Küresel sağlık sisteminin uygulandığı ülkemizde doktorlar, sağlıktan değil hastalıktan para kazanıyorlar. Performans adı verilen gavur icadı bu sistemde, ne kadar hasta bakar, ne kadar ameliyat yaparsanız o kadar para kazanıyorsunuz. Daha fazla para kazanmanın yolu daha fazla hastalıktan geçiyor. Böyle bir ortamda hastalıkların azmasına ve satılık hastalıkların artmasına şaşmamak gerekir. Özellikle hukuk, ahlak ve insani değerlerin iflas ettiği ve en yüce değerin para olduğu toplumlarda güven duygusu yok olacaktır. Böyle bir toplum ise bedensel, ruhsal ve sosyal yönden her türlü hastalık ve yolsuzluğa açık, sağlıksız bir toplum olacaktır. Özetle sağlığı ticarileştiren ve daha fazla para kazanmaya dayanan bu sistem; zincir hastaneler, ithal doktorlar ve milyar dolarlar getiriyor. Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temizleme ise sektör için çöküş getiriyor. Hastalıkları önlerseniz zincir hastaneler, ilaçlar, cihazlar ve gittikçe büyüyen trilyonlarca dolarlık sektör ne olacak? Ecdad yadigarı Haseki, Haydarpaşa,  Vakıf Guraba gibi vakıf hastanelerin başını çektiği Osmanlı sisteminde ise para kazanma değil, hayır işleme, sevap kazanma anlayışı hakimdi.

 

• Daha fazla kar etmek hırsıyla her alana yayılan küresel sağlık anlayışı, sağlığımızı yarış pistine çevirirken sağlık çalışanlarını da para hırsıyla koşturulan yarış atı yapıyor. Bu yarışta kullanılan ‘Performans’ adı verilen gavur icadı kırbacın amacı, trilyon dolarlık küresel değirmeni döndüren bu yorgun atları çoşturmak. Hedefi ise ilaç ve teknolojinin üretim dağlarını öğütmek. Bu değirmen, gerçekte hastalıkları değil sağlık ve hayatımızı öğütüyor. Uygulandığı her yerde hasta sayısını ve ölümleri azaltmıyor, aksine artırıyor. İnsanlık vicdanını ve genel ahlakı kanatan bu anlayış mutlaka değişmelidir ama nasıl?

 

• Hastayı müşteri olarak gören bu sistem, hekimin iyileştirici gücünü de paranın gücüne devrediyor. Paranın karşılığı ise her zaman sağlık olarak dönmediği için, müşterinin hekime olan saygı ve güveni sarsılıyor. Müşteri haline getirdiği hastayı kışkırtarak çatışma ortamı yaratan bu anlayış, her iki tarafı mahkemelik hale getiriyor. Amerika’da hekimler kendilerini korumak için aldığı ücretin önemli bir kısmını sigortaya harcıyor. Hastalar ise, hastalıkları önlemek ve sağlığını korumak için değil, hasta olduktan sonra tedavi olabilmek için milyarlarca doları özel sigortalara ödemek zorunda kalıyor. Hastalık üreten yaşam tarzı yüzünden artan sağlık harcamaları ise, kar etme telaşında olan sigorta şirketlerini hastalarla mahkemelik hale getiriyor.

 

• Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsı. Sağlık ve hastayı metalaştıran bu sistem, pazarlama görevi verdiği hekimi komisyoncu duruma düşürüyor. Kutsal vakıf şifahanelerinin yerini, kar etmezse kapatılmakla tehdit edilen hastaneler alıyor. Bu dev hastanelerin sağlığı koruma ve hastalıkları önleme işlevi ise budanmış durumda. Sosyal Güvenlik Kurumları ve hazinenin oluk gibi akıttığı harcamaların devamı için gerekli olan bu! Yoksa hastaya susayan ve sürekli hasta üreten bu sistem her an çökebilir. Oysa ki bu sistem yüzünden devlet ve toplum yapısı çöküyor, kimse farkında değil.  

 

• Ülkemizdeki diyalize giren böbrek hastalarının yarısında sebep; hipertansiyon ve diyabet. Bu iki neden de önlenebilir. ‘Arkası bitmez dertlerle değil buna yol açan sebeplerle uğraşın’ çığlığını, akıl ve yetki sahipleri duyamıyor. Sivrisinek bulutlarıyla uğraşmaktan bataklığı göremiyoruz. Diyalize giren hastalarda diyabet oranı 15 yılda 5 misli arttı. Diyabet hızla artıyor, küçük Amerika oluyoruz. Hipertansiyonlu hasta sayımız ise 16 milyon. 21 milyon kişi de sırada bekliyor yani aday. Bu felaket değilse nedir? Sebep; yaşam tarzımız. Yaşam tarzı düzeltilirse böbrek nakli ve diyaliz sayısı hızla azalacak. Hızla arttığına göre, demek ki kıt kaynaklarımızı sebepleri önlemeye değil sonuçlarla uğraşmaya harcıyoruz. Bu yanlış yolun sonu, mahalle aralarına kadar yayılan zincir hastanelerle beraber doktor, ilaç ve tıbbi malzeme ithalatının patlamasıdır.  

 

• Türkiye’nin toplam sağlık harcaması 1992 yılında 6 milyar dolar iken, 2006 yılında yüzde 500 artışla 30 milyar dolara yükseldi. Kamu ilaç harcamaları 2003’de 5 milyar dolar iken 2006’da on milyar dolara çıktı. Son 4 yılda ruhsal depresyon ilaçları tüketimi bile % 85 oranında arttı. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde yapılan ameliyat sayısı 2002’ye göre 2005’de yüzde 270 arttı. Hastane sayısı, doktor sayısı ve ilaç satışı artmasına rağmen, tedavi nedeniyle azalması gereken hasta sayısı ise 3 yılda  % 50 arttı. 2007 yılında muayene olan hasta sayısı 500 milyon adete ulaştı. yani kişi başına ortalama 7 kere doktora gitmişiz. Dünya ve Olimpiyat rekorları kırarken bunlarla övünen başka  toplum var mı? Sağlığımızın iyi olduğunu ve iyiye gittiğini söyleyebilirmiyiz?  

 

 • Sağlık savaşında hastalıklara harcanan para, son yıllarda kat kat artmasına rağmen, halkımız eskisinden daha sağlıklı değil. Hatta giderek daha hasta bir topluma dönüşüyor. Her gün yeni bir hastane açmakla, doktor, ilaç ve ileri teknoloji ithal etmekle meşgulüz.  Ürettiğimizle değil tükettiğimizle övünüyoruz. Sigara - alkol ve zararlarına her yıl harcanan paranın, sağlığa harcanan parayı geçmesine ne demeli? Kıt kaynaklarımız akıl oyunuyla küresel sisteme akıtılıyor. İthal edilen elektronik sigaraya kadar yapılan bu harcamalar topluma irade, akıl ve sağlık olarak geri dönmüyor. Bize borç veren ülkelerin oyuncağı ve finans kaynağı oluyoruz. Sebepleri yok etmek yerine gücümüzü sonuçlarla uğraşmaya harcıyoruz. Ulusal ekonomi ve sağlığımız tükeniyor. 

 

• Bu sonuçlara yol açan bataklığı kurutmak yerine, son 10 yılda 2 kat artan ve önümüzdeki 10 yılda 2 kat artacağı öngörülen koroner kalp hastalarının teşhis ve tedavi sorunlarıyla uğraşmaktan sağlık sistemimiz yorgun. Hayatımızı karartan felaketin boyutunu çizelim: Bu sinsi sağlık savaşında ülkemizin kalp damar sağlığı alanındaki kayıpları bile, günümüzün işgallerinden, tsunamiden ve beklenen depremde tahmin edilen kayıplardan daha fazladır.

 

Altın yumurtlayan tavuk

 

• Küresel sağlık anlayışı ise bu yaşam tarzının daima sonuçlarıyla ilgilenir. Sonuçları düzeltmek için araştırmalar ve keşifler yapar, çözümler üretir. Çünkü sonuçlarla uğraşmak karlı bir iştir; altın yumurtlayan trilyon dolarlık dev bir sektördür. Akvaryumu temizlemek, kirleten kaynaklara akıllı filtreler takmak ise, altın yumurtlayan tavuğu kesmektir.

 

• Sektörün, yaşam kaynağı olan herkesi hasta, hastayı müşteri ve her şeyi de para olarak görme anlayışı işte bu nedenlerden dolayı sağlığın önündeki en büyük engeldir. Sağlığın önündeki engel sanıldığı gibi tıp kurumu veya bilim dünyası  değil, günümüz tıbbını ve bilimi bu yola sevk eden anlayıştır.  Hasta ile doktorun arasına karakedi gibi giren bu anlayış, sağlığın önündeki duvardır. Hastalık üreten yaşam tarzı ise bu anlayışın hayat kaynağıdır. Sağlığın önündeki bu duvar yıkılmalıdır, ama nasıl ?

 

• Kanser, diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi takip ve  tedavisi son derece pahalı ve zor olan hastalıkların önlenmesi için, Sosyal Güvenlik Kurumunun ülke çapında yapılacak kampanya ve bilimsel araştırmalara destek vermesi ve hatta bunları kendisinin düzenlemesi gerekmez mi? Özellikle kalp, böbrek, karaciğer nakline götüren hastalıkların önlenmesi hem daha kolay hem de daha ucuz ve mantıklı değil mi?

 

• Medyamız ise yüzbinlerce dolar tutan kalp, karaciğer, böbrek nakline gösterdiği ilgiyi, birazda sağlığı korumaya ve hastalıkları önlemeye gösterse daha yararlı olmaz mı? Neden hep zor ve pahalı işler peşinde koşuyoruz? Sigara lobileri milyarlarca dolar harcayıp, sigara yasağını engellemeye çalışırken, yıllardır yüzmilyarlarca dolarlık hastalık ve ilaç faturaları ödemekten bıkmayan sosyal güvenlik kuruluşlarının, sigarayı yasaklayan yasanın hemen uygulanması için her çeşit kampanya ve lobi faaliyetini bizzat düzenlemesi gerekmez mi? Sigaradan en büyük zararı gören kim? Kendini hasta etmek için her fedakarlığa katlanan ve elindeki kıt kaynakları da akıl dışı kullanan bir toplumun yaşam tarzı bu! 

 

• Artan hasta sayısı karşısında ne yapmalıyız? Doktor ithali çözüm olabilir mi? Giderek artan hasta sayısına karşı da, hastane furyası ve yüzbinlerce doktor ithali çözüm değildir. Kötülük ve hastalığın çaresi önlemektir. İslamın, aklın ve bilimin gereği de budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Kötü örnek, emsal olmaz! Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, hasta sayısı hızla azalarak sağlığın önündeki engeller kalkacak, toplum daha sağlıklı olacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır. Örnek aldığımız İngiltere bile şimdi bu yolu seçmiş bulunuyor.

 

• Doktor ve hastane ithal eden değil ihraç eden sağlıklı bir ülke olmak dileği ile…

 

Kaynaklar :

 

Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap, 2006


 



Bu haber 2,162 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,680 µs