HASTALIK SAVAŞI - 2005
Güncelleme 2024
Savaşların amacı nedir : kaynakları ele geçirmek ve sömürüyü sürdürecek yaşam tarzını dayatmak. Eski çağlarda insanların yaşam tarzı savaşla değişirdi. Bu amaçla uzun ve kanlı savaşlar yapılır, işgal edilen yerlerde yeni yaşam tarzı zorla dikte edilirdi. Bir süre sonra ülkeler direnerek sömürüye karşı koyardı. Kanlı savaşların günümüzde artık işe yaramadığı ve büyük ekonomik kayıplara yol açtığı görülüyor. ABD’nin Vietnam, Irak ve Afganistandaki kaybı trilyonlarca dolar. Sonuç ortada. Halbuki çok az bir masrafla hasta eden yaşam tarzını empoze ederek sömürmek artık çok kolay. Yapılacak iş basit : ‘Yaşam tarzını değiştir, benim istediğim gibi yaşa’. Çağdaşlık, modernlik, özgürlük, demokrasi numarasıyla tek kurşun atmadan ve kanlı savaşların risklerine girmeden ülkeleri kolayca fethet. Bunun yolu da hastalık savaşı. Savaş bile ilan etmeden hasta eden yaşam tarzıyla, radyasyon, çevre kirliliği... ile önce hasta et, sonra da tedavi numarasıyla trilyonları sömürürken hayır duasını almayı da ihmal etme. Ülkeleri ilaçtan aşıya bağımlı hasta topluma dönüştür. Sadece bir SMA olan bebeğin tedavisi 2.5 milyon dolar, bir hemofili hastasının ilacı da 3 milyon dolar dersek konu daha iyi anlaşılır. Anneleri ağlayan dilenciye, devletleri de acizliğe düşüren bu hastalık lobisi, halkın hayır duasını almayı da ihmal etmiyor. Üstelik kimse milyon dolarlık ilaçlara itiraz bile edemiyor. Üretemeyen hasta toplumları borçlandırıp kaynaklarını ucuza kapat. Emme -basma tulumbayla ülkeleri sömür. Ne güzel sistem değil mi? Bu karanlık savaş hiçbir sınır tanımadan sessiz ve derinden devam ediyor.
Her yıl 25 milyon insan hava kirlenmesi, sigara, alkol, fastfood, kola, sağlığa zararlı kimyasallar, kanserojen tarım ilaçları ve ajan böcekler ile hastalık savaşında ölürken milyarlarca insan da hastalıktan sürünüyor. Pandemide insanları evlere hapseden, yasaklara boğan küresel anlayış, her yıl 25 milyon insanı öldüren asrın katillerine neden yasak getirmiyor? Bunlar insan değil mi? Üstelik bu soykırım her yıl cereyan ediyor, pandemi gibi bir seferlik değil. Sadece havamızı kirleten savaştan her yıl 8 milyon insan ölüyor. Hurda demir ve çimento ihraç ediyoruz diye sevinirken havamız zehirleniyor, ilaç ve hastalık faturamız artıyor farkında değiliz. Milyonlarca insanı her yıl kirli havadan, sigara ve alkolden öldüren hastalık canavarı, SMA li bir bebeği güya kurtarmak için halkı ve devletleri medya ve pazarlarda para toplamaya çalışan dilenci durumuna düşürüyor. Hastalık ve ölümleri önlemek çok daha kolay ve ucuz olmasına rağmen hastalık savaşını idrak edemeyen yönetimlerle oyuncak gibi oynuyor.
Hastalık savaşı diğer savaş yöntemleri içinde en fazla ölüm, hastalık ve kayba yol açan en sinsi savaş yöntemidir. Orduların bilmediği bu savaşın diğer savaşlardan farkı, toplumları ölüm ve hastalıktan kırarken satılan ilaç, aşı ve teknolojiyle kaynaklarını sömürürken hayır dualarını da alan tek savaş şeklidir. Kanser ve her çeşit hastalığa yol açan kanserojen tarım zehirleri, katkı maddeleri, kimyasallar, sigara, alkol, fastfood, gazli içeceklerle trilyon dolarları sömürüyor. Sonra da pahalı ilaç ve tedavilerle trilyon dolarları tekrar sömürüyor. Güya tedavi olan hastaların hayır duasını almayı da ihmal etmiyor. Bunca paraya, bunca tedaviye rağmen hasta sayısı azalmıyor, artıyor. Hasta eden ortamı düzeltmek yerine, hasta balıkları ortamdan al, son sistem yöntemlerle yıka, sonra yine aynı hasta eden kirlenmiş ortama at. Küresel anlayış bu.
Bir ülke bir yıl içinde nüfusunun 10 katı doktora müracaat ediyorsa hastalık savaşından kırılıyor demektir. Cumhuriyet kurulduğunda 554 olan doktor sayısı 218 bine çıkmasına, sağlık ordusu da 1.5 milyon olmasına rağmen bu ordu artan hasta sayısına yetişemiyorsa, hastaneler tıklım tıklım dolu ise ve bir yılda doktora müracaat sayısı 800 milyon olmuşsa, hasta bir toplum olmuşuz demektir. İhraç edilen sebze ve meyveler kanserojen tarım zehirlerinden dolayı geri dönerken kanserli hasta sayısı ve kanser tedavi faturası artıyorsa hastalık savaşının kurbanıyız demektir. Yüzlerce üniversitesi olan bir ülkede kanserojen gıdaları bize ihraç ettiğimiz Avrupa bildiriyorsa, bilim ve teknolojide mandacılıktan nasıl kurtuluruz sorusunu öncelikle cevaplamak gerekiyor. Bunlar geri dönmeseydi kanserli sebze meyve ve gıdaları yemeye devam edecektik. Hastalık savaşını idrak edip önlem almayan milletlerin yaşama şansı yok. Önlem, teşhir etmek değildir. Sağlığa zararlı binlerce gıdadan hangi birini akılda tutacaksınız? Önlem, engel olmaktır.
Gelişmiş ülkelerde yasaklanan tarım ilaçları milleti kanser ederken, sigara, alkol, GDOlu mısır şekeri, fastfood, şekerli içecekler diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açarken milyarlarca doları bizi hasta edenlere hediye ediyoruz. Hastalık savaşından habersiz hasta bir topluma dönüşüyoruz. Hastalık savaşında kanser ilaçları üretenle kanserojen pestisit üreten dev küresel şirketler birleşiyor. Sigara üreten küresel şirketler astım ilacı üreten küresel şirketle birleşiyor. Hasta et tedavi et, hem trilyonları götür, hem de hayır duasını al. Astımdan kansere kadar bir sürü hastalığa yol açan sigaradan trilyon dolarlar kazanırken pazarlanan ilaçlardan milyar dolarlar götür. Ne güzel sistem değil mi? Sonra da toplanan paraların yüzde biriyle zihinleri ve yetkilileri etkisiz hale getir ki kimse karşı çıkmasın. Milyonlarca insanı öldüren sigara şirketleri trilyon dolarlar kazanıyormuş. Bizler ölürken onlar ve vergi alanlar kazanıyormuş, bunu önlemesi gerekenlerde seyrediyormuş. Kamu spotları bu ölümleri önlüyor mu? Bilim ve aydın dünyası etkisiz hale getirilen ülkelerin işi zor. Hastalık savaşının nükleer silahları kanserojen tarım zehirleri, içki, sigara, fastfood, katkı maddeleri, GDO... Bu sağlık düşmanlarını kısıtlarsanız hemen yaygara başlıyor. Evrensel hukuk, küresel şirketlerin çıkarlarını korurken, sahte aydınlar da evrensel hukuk diyor. Peki evrensel hukuk uğruna hasta mı olacağız? Halbuki Anayasa, halk sağlığını koruyun diye emrediyor.
Sağlıklı yaşamak için hastanelere, doktorlara, diyetisyenlere değil, bizi hasta eden yaşam tarzı ve riskleri bilmeye ve önlemeye ihtiyacımız var. Birinciler hasta olduktan sonra devreye giriyor, ikincisi hastalıkları önleyerek sağlığımızı koruyor. Birinciler trilyonlarca dolarlık dev bir sektör yaratırken ikincisi hastalık borsasında kaybolan sağlığı bulmanızı sağlıyor. Sigara, alkol, fastfood, tarım zehirleri, pestisit, GDO... gibi hasta eden risklerden alınan vergiye muhtaç devletler dahil kimse bindiği dalı kesmek istemiyor. Bu yüzden hasta olacak, sonra tedavi olacaksınız. Önce pestisitler, sigara,alkol... ile kanser olacak, sonra pahalı tedavilerin konu mankeni olacaksınız. Hastalık canavarının insanlık alemine yazdığı kötü kader bu.
Hastalık savaşının en sinsi şekli, kısırlığı artıran, doğum oranını azaltan yöntemlerle tek kurşun atmadan milletleri tarihten silmedir. Bu yöntem ülkemizde başarıyla uygulandı. Bilimsel veriler, erkeklerde kısırlık oranının 2016da yüzde 45'e çıktığını ortaya koyuyor. Erkeklerde kısırlık oranı %45e çıkarken, doğurganlık oranı da 1.48 oldu. Halbuki 1963'te 6.3 olan doğurganlık hızı, 1973'te 4.7'ye, 1980'de 3.4'e, 2000 yılında 2.5'e, nihayet 2003'te 2.2'ye gerilemiştir (Üner,1984: 23 ve DİE, 2003: 52). 2020de 1.76, 2022de 1.67, 2023te 1.51 gibi beka sorunu olan seviyeye düştü. Üstelik bu rakamlara çok yüksek olan mülteci doğumları da dahildir. Çok yüksek olan mülteci doğumları düşülürse durum felakettir. Nesli tükenen bitki ve hayvanların koruma altına alındığı bir dünyada, fakirlik içinde kıvranan mültecilerde doğurganlık hızı aşırı derecede artarken Türk milletinin doğurganlık hızının son 50 yılda özellikle son 5 - 10 yılda neslimizi tehdit edecek kadar sistemli olarak düşmesi sinsi bir planın parçası değilse nedir? Fakir olan bazı bölgelerde ve mültecilerde 3 kat daha fazla olan doğurganlık hızı sinsi bir planın kurbanı olduğumuzu gösteriyor.
Bilimsel verilere göre doğurganlığın bu seviyelere düşmesi halinde bunu düzeltmek mümkün değildir. Yani o toplumun nesli kısırlık yüzünden kuruyacaktır. Kısırlık savaşını önlemeden yapılan parasal ve diğer teşvikler işe yaramıyor. Güney Kore tecrübesi gösterdi ki, kritik noktayı aştıktan sonra ne yaparsanız yapın bu kötü gidişi düzeltmek imkansız. Doğum oranı 1.70e düşen Güney Kore, 136 milyar dolar harcamasına rağmen doğum oranını artıramadı. Doğum oranı kritik noktaya düşen milletler neslini devam ettirenez. Yani bu şartlar altında yüzyıl sonra bu topraklardan silineceğimizi söylemek için alim olmaya gerek yoktur. Biraz istatistik bilen bu durumu idrak edebilir. İşin garibi, pandemiden küresel ısınmaya kadar her konuda ecnebilerin ağzına bakan bilim ve aydın dünyamızın kısırlığın nedenleri ve çözüm yolları konusunda bilimsel araştırma bile yapmamış olmasıdır. Her yıl yüzbinlerce kişi kısırlık nedeniyle tüp bebek merkezlerinde milyarlarca lira harcarken SGK sürekli açık veriyor. Andımız söylensin mi söylemesin mi diye tartışırken istiklal marşını bile söyleyecek kimse kalmayacağının kimse farkında değil. Yani milletimizi kısırlaştıran biyolojik bir savaşla birlikte, beyinleri zombileştiren zihinsel bir savaşın da kurbanıyız.
Aile yılı ilan etmekle, doğumlara ve aileye teşvik vermekle doğum sayısı artmaz. İlk yapılacak iş, kısırlığa yol açan sebepleri yok etmekten geçer. Kısırlaşan nesiller teşvikle çocuk yapamaz. Kısırlık yapan sebepler yok edilirse, doğum sayısı artmaz ama önümüzdeki yüzyıl tarih sahnesinden silinmekten kurtulabiliriz.
Araştırmalara göre, bir milletin tarih sahnesinde yaşayabilmesi için nüfusun en azından sabit kalması ve yaşlanmaması için, aile başına düşen doğurganlık oranının 2.11 olması gerekmektedir. Buna ‘altın oran’ deniyor. Nüfus uzmanlarına göre gelişmiş ülkeler için altın oranın 2.1 olması yani doğurgan her kadının 2.1 çocuk doğurması gerekiyor. Kısırlık oranı ve doğurganlıktaki kötü gidiş aynı hızda devam ederse, önümüzdeki yüzyıl tarihten silinebiliriz. Sadece doğurganlık oranı azalmıyor, yaşlı nüfusta artıyor, çok yaşlı ve hasta toplum oluyoruz. Türkiyede yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı 2015 yılında %8,2 iken, 2024 yılında %10 oldu. Yaşlı nüfus oranı yüzde 7'yi geçen ülkeler "yaşlı", yüzde 10'u geçen ülkeler ise "çok yaşlı toplum" olarak tanımlanıyor.
İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden "şunu yiyin, bunu yapmayın" diyen sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızı kilitleyen kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizi hasta eden ortamda paraya dayanan binbir çeşit diyet, spor salonları, yaşam koçları, uzmanlar, pahalı yöntemler çözüm değil. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, sinsice sürdürülen hastalık savaşı hasta etmeye ve öldürmeye devam ediyor. Sigaradan alkole, uyuşturucuya… hayatımızı kirleten kanallara akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçemeyiz. Sağlık ve hayatımızı kirleten kanalizasyonu önlemeden bu savaşı kazanamayız : Ülkemizin havasını, suyunu, gıdasını zehirleyen çevre savaşı, esrar, eroin, kokain, sigara ve alkolü dayatan uyuşturucu savaşı, bilimsel mandacılığı dayatan bilim savaşı, toplumun sosyal, ruhsal ve zihinsel sağlığını bozan kötülük savaşı, bedensel sağlığımızı bozan hastalık savaşı ve bundan rant sağlayan küresel sağlık anlayışı… Ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlığımızı bozan her türlü kötülük hastalıktır.
• Hastalık savaşında bizi hasta eden ve canımıza kastedenlere karşı direnmekten başka çaremiz yok. Sağlık ve hayatımızı başka türlü kurtaramayız. Özgürlüğe atılan ilk adım bu. Sayısı belirsiz oyunların perde arkasını gösteren sihirli bir gözlüğe ve sağlıklı hayata geçişin yol haritasını çizen bir kılavuza ihtiyaç duyuyoruz. ‘Hastalık savaşını nasıl kazanırız sorusuna hasta eden yaşam tarzı nasıl değişir’ yani ‘nasıl hayatta kalırız, nasıl sağlıklı oluruz’ şifresi gizlenmiş bulunuyor. Sağlık ve hayatımızı kilitleyen bu şifreyi nasıl çözebiliriz? Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Bu şifreyi çözmeden hastalık savaşını kazanmak, sağlıklı yaşamak mümkün değil.
• Bu savaş, hastalık ve kötülük canavarıyla kurbanları arasında. Her çeşit yöntemin kullanıldığı bu karanlık savaşın hedefi; bedenimizi ve kaynaklarımızı ele geçirmek. Hasta toplumları kolayca sömürmek ve yönetmek. Artan hastalık ve kötülüklerin çaresi önlemektir. İslamın, aklın ve bilimin gereği de budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Hastalık ve ölümleri önlemek için Hastalık canavarına karşı direnmek, her türlü caydırıcı önlemi almak, bizi hasta eden, hastalıktan süründüren, canımıza kastedenleri düşman ilan etmek gerekiyor. Bu savaş bizi hasta eden ve öldüren yaşam tarzına karşı nefsi müdafadır. Sinsice sürdürülen hastalık savaşı, zihinsel savaş, bilim teknoloji savaşı, dijital savaş gibi yeni savaş yöntemlerini idrak edecek ve bunu yönetecek kurumları olmayan hiçbir ülke, kahramanlık türküleri söyleyerek, kahramanlık filmleri çevirerek bu savaşı kazanamaz, ayakta bile kalamaz. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, sağlığın önündeki engeller kalkacak, toplum daha sağlıklı olacaktır. Hasta sayısı hızla azalacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır. Aklı başında birçok ülke şimdi bu yolu seçmiş bulunuyor.
Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar. Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Çözün artık. Huang Dee : Nai Ching (MÖ. 2600 Çin’in ilk Tıp kitabı)
KAYNAKLAR
1. http://onedio.com/haber/insanlik-tarihinin-en-kanli-10-savasi-369639
2. Yılda 372 bin kişi pisi pisine ölüyor. http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/24/gun101.html
3. Erişkin diyabetli sayısı 1990'da 1 milyon. TKD Arşiv 2000; 28: 20-26.
4. Kalp krizi ölümlerinde Avrupa'nın zirvesindeyiz. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/saglik/58911.aspx
5. Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal kalp sağlığı raporu - 2007
6. 'Happy' kalp yetmezliği araştırması.http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin/tr-kardiyologlar-istanbul8217da-toplandi-676-405-6680.html
7. TURDEP-1 ve TURDEP-2 (2010) HEM BEL HEM KALÇA BÜYÜYOR. http://www.milliyet.com.tr/turk-insani-genisliyor--diyabet-artiyor----pembenar-detay-sagliklibeslenme-1301390/
8. Türkiye'de şişmanlık ve diyabet alarmı! http://www.sagliktagundem.com/haber/turkiye_de_sismanlik_ve_diyabet_alarmi.htm
9. Hastalıkların maliyeti 47 trilyon doları bulacak. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/dis-haberler/tr-hastalklarn-maliyeti-47-trilyon-dolar-bulacak-1-76-37482.html
10. "Her yıl sigaraya 25 milyar dolar harcanıyor! - Son Dakika Haberleri" https://www.trthaber.com/m/?news=her-yil-sigaraya-25-milyar-dolar-harcaniyor&news_id=306615&category_id=6
11. SAĞLIK HARCAMALARI 9 YILDA 8 KAT ARTTI.http://www.medimagazin.com.tr/hekim/sgk/tr-saglik-harcamalari-9-yilda-8-kat-artti-2-18-34892.html
12. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/guncel/tr-dunya-saglik-harcamalari-127-trilyon-dolara-cikacak-1-11-65015.html
13. http://m.milliyet.com.tr/-en-az-3-4-milyon-kiside-kalp-yetersizligi-var--magazin-1008728/
14. https://www.saglikliturkiye.org/portal/turkiye-kalp-krizi-sonrasi-olumlerde-avrupa-birincisi/
15. Kanada'da 58 milyarlık Sigara Davası.http://www.milliyet.com.tr/kanada-da-58-milyar-lik-sigara-davasi/gundem/gundemdetay/09.06.2012/1551346/default.htm
16. http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin/tr-kalp-damar-hastaliklarinin-tedavisi-ve-korunmasi-yetersiz-kaliyor-olum-vakalari-artiyor
17. 1999'da ABD'de sigara şirketleri sağlık masrafları için 25 yılda 246 milyar dolar ödemeyi kabul etti
http://gundem.milliyet.com.tr/kanada-da-58-milyar liksigaradavasi/gundem/gundemdetay/09.06.2012/1551346/default.htm
18. 30 YIL SONRA TÜM TÜRKİYE DİYABET OLACAK :http://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-30-yil-sonra-tum-turkiye-diabet-olacak-2-12-65643.html
19. 21. YÜZYILDA BİR MİLYAR KİŞİ SİGARADAN ÖLECEK. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/03/150319_sigara_olum
20. BÖBREK HASTALIKLARINDA DÜNYA ŞAMPİYONUYUZ. http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2812
21. "Uzmanı uyardı: Kansere bağlı ölümler artabilir" https://www.yenicaggazetesi.com.tr/service/amp/kansere-bagli-olumler-artabilir--prof-dr-tezer-kutluk-uyardi-506293h.htm
22. https://edition.cnn.com/2022/11/23/health/hemophilia-drug-hemgenix/index.html
23. Bilimsel veriler, erkeklerde kısırlık oranının yüzde 45'e çıktığını ortaya koyuyor. Türkiye'de de yaklaşık 2,6 milyon kişi kısırlık sorunu yaşıyor. DSÖ verilerine göre, geçmişte mililitrede 100-120 milyon olarak belirtilen sperm sayıları, günümüzde 15 milyona düştü.
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/erkeklerde-kisirlik-orani-artiyor/679102
24. https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/erkeklerde-kisirlik-23-yil-once-yuzde-30ken-bugun-yuzde-50ye-ulasti-41772561
25. Doğum oranları rekor seviyeye düştü: TÜİK verileri bize ne söylüyor?
https://www.bbc.com/turkce/articles/c1ejenpdllko
26. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dogum-Istatistikleri-2020-37229
27. Avrupa Birliği'nin yaptığı bir araştırmaya göre 2050 yılında insanların ancak yüzde 5'i doğal yollarla çocuk sahibi olabilecek.
https://www.yenisafak.com/saglik/sismanlik-anne-olmak-icin-de-buyuk-risk-392496
28. https://www.nufusu.com/ulke/turkiye-nufusu
29. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dogum-Istatistikleri-2010-8615
30. https://www.mepanews.com/2020de-turkiyede-dogum-oranlari-sert-bir-sekilde-dustu-42538h.htm
31. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2021-45500&dil=1
32. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2023-49684
33. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45394980
Değerli okuyucumuz,
Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
· Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
· Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
· Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
· Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
· Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
· Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
· Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
· Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.
Yorumlar
+ Yorum Ekle