En Sıcak Konular

Dr.<br />Kemal Yeşilçimen


Dr.
Kemal Yeşilçimen
4 Mayıs 2022

YAŞAM TARZIMIZ NEDEN DEĞİŞMELİ?



YAŞAM TARZIMIZ NEDEN DEĞİŞMELİ?

Modern kelimesi ardına gizlenen vahşi ve yok edici bir yaşam tarzı ile karşı karşıyayız. Sadece sağlık ve hayatımızı değil, tüm yaşam alanlarımızı, dünyamızı felakete sürüklüyor. Biz ise bu felaketin savaştan daha tehlikeli olduğunu bile göremiyoruz. Çünkü savaşlar geçici bir yıkıma yol açarken bu felaket kalıcı, ilerleyici ve yok edici.

Yediğimiz, içtiğimiz kanserojen, tarım ilacı, zehir, hormon, gdo, kimyasal içeriyor. Her şey sağlığa zararlı partikül, katkı maddeler ve zehir içeriyor. Kirlenmiş çevre, kirlenmiş gıdalar, kirlenmiş su, kirlenmiş hava, kirlenmiş ahlak, kirlenmiş medya, kirlenmiş toplum…

Küresel yaşam tarzı Rus ruletinden daha tehlikeli. Rus ruletinde ölüm ihtimali % 17. Yaşam tarzı ise öldürmek ve hasta etmekte daha garantili. Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi işbirliğiyle yurt çapında yapılan araştırma Türkiye’deki ölümlerin % 86 sının, sağlıksız yaşam tarzından kaynaklandığını gösterdi. Yani ölümlerin % 86'sı önlenebilir. 

İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’  türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor.

Bilim  dünyası, sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek için ilk önce ve ısrarla yaşam tarzının değişmesi gerektiğini söylüyor ama bilimsel araştırmalar bunun o kadar kolay olmadığını gösteriyor.  

YAŞAM TARZINI DEĞİŞTİRMEK NEDEN ZOR? 

Modern yaşam tarzı sadece sağladığı kolaylıklar ve konfor ile değil aynı zamanda geleneksel kurallar yerine kişisel istekleri de tatmin eden yönüyle uyuşturucu gibidir. Bu uyuşturucuya alışan toplumların fiziksel ve zihinsel konforu terketmesi mümkün değildir. Bu yüzden ne yiyeceğinden nasıl yaşayacağına kadar zihinlere yüklenen yaşam tarzının esiri olmaya mahkumdur. Giderek artan borçlanma, suç oranları, hastalıklar, yozlaşma... bu bağımlılığın sonucudur. Daha fazla borçlanmadan avuç avuç alınan ilaçlara, küresel ısınmadan çevre kirliliğine kadar alınan her türlü önlem, hasta eden, kirleten, tüketen modern yaşam tarzını değiştirmek için değil bağımlı olduğumuz modern yaşam tarzını sürdürmek içindir. Modern yaşam tarzından vazgeçerek sağlıklı yaşam tarzına geçmek, bağımlı toplumların idrak edebileceği birşey değildir. Onsuz yaşamak mümkün değildir.

Yaşam tarzını kısa bir süre değiştirmek mümkün olsa da, bir süre sonra bağımlılık yapan alışkanlıklar ve çevresel nedenler insanı esir alıyor ve tekrar hasta eden ortama geri dönüyoruz. Bu yüzden bizi aldatan tuzak ve risklerle dolu bir hayatta, bizi bağımlı yapan risklerden uzak yaşamak mümkün değil.

Yaşadığımız kirli akvaryumun dayattığı yaşam tarzını bireysel olarak değiştirmek zor hatta imkansız. En büyük zorluk ise, hastalık ve kötülükten beslenen hastalık ve kötülük lobisi. Bunlar, yaşam tarzımıza karışmayın diye bilime karşı kampanya açıyorlar. Bilim, alkol ve sigaradan uzak durun diyor, bunlar içme özgürlüğümüze karışmayın diyorlar. Diyorlar ama, hasta olduklarında hastalık harcamalarını biz ödüyoruz. Neden kendileri ödemiyor? Bizim ödediğimiz primleri çalmaya hakları var mı? Hatırlatalım : Sigara ve alkol içenlerin hastalık harcamaları, içmeyenlerin tam 10 katı. Bilimsel rehberler ve bilim dünyası, öncelikle ve ısrarla yaşam tarzınızı değiştirin demesine rağmen bunlar hemen karşı çıkıyor. 

Yaşadığımız çevre bizi hasta eden kimyasallar, katkı maddeleri ve sağlığa zararlı maddeler içeriyor. Küresel şirketler çevreyi kirletirken, sigara, alkol, fastfood, kirli hava… ile bizi zehirlerken, kimsenin sesi çıkmıyor. Sigara, alkol kanser ve kalp hastalığına yol açıp öldürürken, hastalık ve kötülük lobisi evrensel hukuk ve özgürlük diye direniyor. Ne yani, evrensel hukuk küresel şirketleri koruyor diye, sağlıklı yaşam hakkından vaz mı geçeceğiz. Anayasanın 56. maddesi ne diyor : 'Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir'.

Anayasanın 58. maddesi çok açık :

"Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır" Devlet önlem almak istiyor ama, hastalık ve kötülük lobisi, 'özgürlük, insan hakları, serbest ticaret, serbest piyasa' diye taş koyuyor.

Küresel katil sigara 21. yüzyılda bir milyar insanın canına kıyacak. Bizim gibi ülkeler, bu konuda sesini çıkarmıyor, sağlık ve hayatımızı hastalık lobisinin vicdanına bırakıyor. Sigara terörünü yapanları bombalayın diyen yok, ama ABD ve Kanada gibi tazminat istemek çok mu zor? Peki dünyanın yöneticileri, insan haklarının hızlı savunucuları ne yapıyor? BM, NATO, küresel mahkemeler, insan hakları örgütleri... Terör diye yırtınanlar, bu terör değil mi? Yoksa bir milyar insanın ölümü yeterli değil mi?  Daha mı çok insanın ölmesi gerekli. Yoksa bu nüfus planlaması mı? Bu insanlar önce kalp damar ve akciğer hastası olacak sonrada kanser, sonra da acı içinde ölecek.

Toplum sağlığını korumakla görevli olanlar görevlerini umursamadığı için yaşam tarzımız, her çeşit kirlilik ve risklerle dolu bir bataklık. Adeta virüs kaynayan windows bilgisayar sistemi gibi. Sağlıga zararlı gıdalar, kimyasallar, GDO, sigara, alkol, kola, fastfood... Sağlık ve hayatımızı tehdit eden riskler, virüsler. Diyetler, spor salonları, uzmanlar, ilaçlar, ameliyatlar... Bunlar da anti- virüs programı.

Parayla satın aldığınız bu antivirüs programları sağlık anlamına gelmiyor. Bir süre sonra virüsler yani riskler nedeniyle bilgisayarınız yavaşlayıp kitleniyor yani tekrar hasta oluyoruz. Bilgisayarı formatlayıp yeni antivirüs programı yüklemekten başka çare yok. Sonra yine virüslerle yani risklerle dolu ortama geri dönüyoruz. Windows sistemi, önce virüsle hasta ediyor, sonra da antivirüsle tedavi ediyor numarasıyla beyninizi vesayet altına alıyor.

Küresel sağlık sisteminin yaptığı da işte bu : Hastalıkla kirlenmiş balıkları son sistem teknoloji ve ilaçlarla temizleyip yine aynı kirli akvaryuma atmak. Sonra yine tedavi etmek. Tartıştığı konu, ilaçlı stent mi yoksa eriyen stent mi koyalım. Yani hangi antivirüs programını yükleyelim. Obesite için hangi çeşit ameliyat edelim?  Diyabet için hangi ilaçları verelim? Kanserli hastalara kemoterapi mi, yoksa radyoterapi mi yapalım? Hastalıkları önleme hedefi, hastalıktan beslenen küresel sistemi ilgilendirmiyor. Çünkü kimse bindiği dalı kesmek istemiyor. Sistem, bağımlılık ve bu zaaf üzerine kurulu.

Uğruna kanlı savaşlar yapılan petrolden bile büyük olan hastalık sektörünün yaşaması, tekrar tekrar hasta olup tedavi olmanıza bağlı. Sadece ABD sağlık sektörü büyüklüğü 2.5 trilyon dolar. Bu dev sektör, insanlar hasta olurken de, teşhis ve tedavi olurken de hiçbir yardımı esirgemiyor. Kirlenmiş çevre, sigara, alkol, kola, fastafood, kimyasallar, katkı maddeleri, gdo... ile hasta ederken de, son teknoloji cihazlarla teşhis ederken de, en pahalı ilaç ve teknoloji ile tedavi ederken de hayır duanızı almayı ihmal etmiyor. Yeter ki hasta olun. Sanki hasta olmak bir şans, tedavi olmak bir lütuf.

Hastalıkları önlemenin bilimsel çözümleri yok mu? Tabii ki var ama küresel yaşam tarzını dayatan küresel irade bunu engelliyor. Çünkü sektörün yaşaması buna bağlı. Hastalık üreten kirli akvaryumdan sağlıklı temiz akvaryuma,  mesela insanların yüz yıldan fazla yaşadığı Okinawa gibi sağlıklı bir ortama gidemeyeceğimize göre, geriye tek çözüm kalıyor :

Yaşadığımız akvaryumun kirlenmesini önlemek. Yani her çeşit hastalık, kötülük ve risk üreten bataklığı önlemek. Ama hastalık saçan ahlaksız medyaya kadar tüm kanalizasyonlar yaşadığımız akvaryuma akıyor. Kirlenmiş yaşam tarzını pompalayan reklam ve morfinli diziler sağlık ve hayatımızı kirletiyor. Bunları ne yapacağız?

MODERN KÖLE YANİ ZOMBİ OLUYORUZ

Kızılderililerin ateş suyu ile uyuşturulup her şeylerinin ellerinden alındığı gibi, hayatı kolaylaştırdığı söylenen araçları almak için özgürlüğümüzü ve her şeyimizi kaybediyoruz. Almadan önce de, aldıktan sonra da bu araçların esiri oluyoruz, yani bunlardan kurtuluş yok. Sıradan bir tamirci çırağının bir elinde yabancı sigara, diğer elinde cep telefonu, cebinde kredi kartı... Aldığı üç kuruşu bunlara yatıran bu insanlar kimin için yaşıyor? Bu insanların yaşam tarzları nasıl sağlıklı olsun? Hayatı kolaylaştırmak için alınan araçlar bir süre sonra hayatın amacı haline geliyor. Hayatın amacı artık bu araçları almak, bu araçlar için çalışmak ve bu araçlarla yaşamak oluyor. Bunların esiri oluyoruz. Zihinlere servis edilen virüslerle bağlanıyoruz: bağlar hayata, bağlan hayata!

İnternet, cep telefonu, yazılı ve görsel medyanın yan etkilerinden nasıl korunabiliriz? Bu bilgi ve iradeden yoksun toplumlar, küresel balinanın ağzına doğru mutlu bir şekilde yüzen balık sürüleri gibi. Küresel balinanın mide ve barsağına gittiğini göremiyor. Yaşam tarzı adını verdiğimiz küresel balina yutuyor, sindiriyor ve posa halinde çıkarıyor. Ruhsal ve sosyal atık olan kötüler her yeri kaplıyor. Pompalı vahşeti, çocuk pornosu ve tecavüzleri bu anti-sosyal atıkların ürünü değil mi?

Artık cep telefonu insanların en mahrem arkadaşı, sırdaşı, her şeyi oldu. ‘Bağlan virüsü’ ile aslında insanlar birbirinden ayrılıyor, sosyal hayat atomize edilerek, insanlar doğrudan küresel yapıya bağlanıyor. Tek tip insan modeli yaratılıyor: Aynı markaları tüketen, aynı şekilde davranan...Beyinler binlerce kere tekrarlanan görüntü ve programlarla yeniden formatlanıyor. Yarın selocanlarınız çift antenli sarı elbise isterse şaşırmayın.

Değiştirilen yaşam tarzı örneğin cep telefonu yeni pazarlar yaratıyor, yeni pazarlar da yaşam tarzını sürekli değiştiriyor. Çocuklar cep telefonu ile yatıyor, camiden tiyatroya kadar her yerde cep telefonu anonsları yapılıyor. Kültürden beslenme tarzına, ekonomiden yönetim biçimine kadar her alanda yaşam tarzı değişiyor.

Hayatımızı bataklığa çeviren bu kanalları ıslah etmeden her sefer bataklık kurutmak, her sefer virüs temizliği yapmak çözüm değil. Allah ıslah etsin diyerek bunlardan kurtulamayız. Her türlü çamur, yaşam tarzımızı bataklığa çeviriyor. Ahlaksız medyadan sağlıksız gıdaya ve kirlenmiş çevreye kadar toplumu hasta eden her türlü kirlilik ve hastalık makinasını önlemeden temiz bir akvaryum hayal. 

Her yıl trilyonlarca dolarlık ilaç ve tıbbi teknolojinin harcandığı hastalık sektörünün yaptığı ise hasta balıkları son sistem makinalarde temizleyip sonra yine aynı hastalık üreten bataklığa atmak, yani hastalık canavarını beslemek. Tartışılan konu ise hasta balıkları yıkamak yani tedavi etmek için hangi modern hastaneyi, ilacı ve pahalı teknolojiyi kullanalım. Sigara  alkol, fastfood,  kola, gdo, kimyasal katkı maddeleri ve zehirler her yıl dünyada 40 milyon insanı öldürür ve milyarlarca insanı da obeziteden diyabete, kalp damar akciğer hastalıklarından kansere süründürürken modern tıbbın yaptığı, trilyonlarca dolarlık sektörü beslemek : Hasta ol, tedavi ol, cebini boşalt. Hastalıkları önlemek, sağlığı korumak işlerine gelmiyor. Kimse bindiği dalı kesmiyor. Hasta eden yaşam tarzı değişse, hastalıklar önlense, bunca ilaç ve pahalı teknolojiyi kime satacaksınız?


YAŞAM TARZI BÖYLE DEĞİŞİR : 

Bizi hasta eden virüslerle yani risklerle, bireysel olarak değil kurumsal olarak mücadeleden başka çıkar yol yok. Buna en güzel örnek : Apple bilgisayar işletim sistemidir. Her çeşit virüsle kurumsal olarak ve sistematik olarak mücadele ederek bize risklerden uzak bir ortam sağlıyor. Yani sizin anti-virüs programı yüklemenize gerek yok. Bu yöntemin sağlıklı toplum için karşılığı : Milli Sağlık Akademisidir.

Bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel yönden sağlıklı toplumu kurmak için medyadan eğitime tüm kurumları bu hedefe formatlayan Milli Sağlık Akademisi gerekiyor. Önleyici Tıp, Önleyici Kardiyoloji, Önleyici Kanser bölümleri bizde neden yok? Tıp fakülteleri eğitimi neden hastalık odaklı? Eline çekiç verilen diplomalı ustalar çakacak çivi arıyor ve buluyor. Hastalık üreten bataklığı kim önleyecek? 

BU AKADEMİYİ KİM KURACAK?

Bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel yönden sağlıklı toplum için üniversite ve tıp fakültelerini harekete geçirecek organizasyonu kim yapacak? Sağlıklı toplum için gerekli bilimsel araştırmaları kim yapacak? Tabii ki SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ (SBÜ)  Adı üzerinde SAĞLIK. Tüm sağlık ve eğitim kurumları ve tıp fakültelerini hastalık odaklı olmaktan çıkarıp sağlık odaklı yapacak kurum budur.

Yaşadığımız ortamı sağlıklı akvaryuma çevirecek bilimsel formül ve yöntemleri, bulacaktır. Milleti her yönden hasta eden köhnemiş sistemi MİLLİ SAĞLIK AKADEMİSİ değiştirecektir. Kimse eline büyüteç alıp sağlıklı gıda aramasın. Elinizi attığınız herşey bu kurum sayesinde sağlıklı olacaktır. Bu kurum sayesinde içtiğiniz su, soluduğunuz hava ve çevre temiz olacaktır. Bunun için gerekli her türlü bilimsel araştırma ve organizasyon bu kurumun görevi olacaktır. Yani Apple sistemi gibi, virüs ve risk taramasını bu kurum yapacak, sistemin açıklarını bu kurum bulacak ve kapatacaktır.

Sağlığımızı bozan maddeler ve bunların reklamlarıyla mücadele akıl ve bilim yoluyla olmalıdır. Bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal sağlığımıza zararlı reklam ve yayınlar önlenmeli veya filtrelenmelidir. Chicago Üniversitesi, yüzbin reklamı inceledi: Reklamı yapılan gıdaların % 98'i yağ, tuz ve şeker yükü, % 90'ı ise besin değeri düşük bulundu. Bu yüzden ABD'de çocuk obezite oranı 1978-2004 yılları arasında 3 kat arttı. Sağlığı koruyacak ve hastalıkları önleyecek merkezî bir beyin olmadan bu savaşı kazanamayız. Böyle bir mekanizma varsa kimse suyumuzu havamızı gıdamızı toprağımızı çevremizi kirletemez, kimse bizi hasta edemez. Bunları sürekli takip eden, her çeşit önlemi alan, sağlıklı ortamı sağlayan, akvaryumun kirlenmesini önleyen sisteme ihtiyaç duyuyoruz. Aksi halde yakında bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel hastalıklar içinde kıvranacağız. Her köşe başında hastane ve hapishane olsa ne yazar? Hastalıklardan sürünmek ve ölümler bir yana, aldığımız borçlar hastalıklara yetmeyecek.

Tehlike anında kalp hızı arttığında takılan çiple otomatik olarak çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan dünyada, insanımızı koruyan bir sistemi kurmak zorundayız. Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer’i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor. Bu sistemi Milli Sağlık Akademisi kuracaktır. Şimdiye kadar Türkiyenin köhnemiş sisteminde, bu risk ve virüslerle siz cebelleşiyor ve sonunda hasta oluyordunuz. Şimdi artık düzen değişecek ve Apple sisteminde olduğu gibi, virüs ve risklerle bu akademi uğraşacak, sistemin açıklarını ve bilimsel yöntemleri bu kurum bulacak. Kaynakları ve enerjimizi dev hastanelere, milyarlarca dolarlık ilaç ve teknolojiyle dışarıya transfere değil, sivrisinek ordusu üreten bataklığı kurutmaya ve bataklık oluşumunu önlemeye harcamalıyız. Toplum risklerden uzak sağlıklı bir ortamda yaşamalı. Hastalıkların ve ölümlerin yüzde 90ı hastalık üreten yaşam tarzına bağlı ve önlenebilir. Önleyecek kurum, Milli Sağlık Akademisidir. Anayasa zaten bu görevi devlete vermiş. Milli irade ne diyorsa O. Sağlık ve hayatımız küresel yaşam tarzının vesayetinden bu yolla kurtulacak. 

Sağlık sadece bedensel sağlık değildir. Ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlık, sağlıklı toplumun temelidir. Hastaneler ve hapishaneler tıklım tıklım dolu ise, toplum hasta demektir. Bir yıl için doktora başvuru sayısı 800 milyon olmuşsa, o toplum hasta bir toplumdur. Batının hasta adam dediği Osmanlı bile bu kadar hasta değildi. Hastalık salgını, aynı zamanda milli güvenlik sorunudur.

Karıncayı incitmeyen gönül insanlarından oluşan sağlıklı toplumu yeniden inşa etmenin yolu, bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlığımızı bozan, sağlık ve hayatımızı kirleten kanalları kurutmaktan geçer. Bu görevi yapacak akademi  kuruluncaya kadar bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel hastalıklar içinde kıvranmaya devam edeceğiz. Kirlenmiş toplum hastalıklar içinde kıvranırken milli gelirin milyon dolar olmasının anlamı yoktur. Altından çanağın olsa, her gün içine kan kustuktan sonra neye yarar? 


İnancımızın hedefi sağlıklı toplumdur. Hastalıklar içinde kıvranan insanlık için tek çıkar yol budur. Sosyal ve zihinsel sağlık ; adalet ve özgürlük demektir. İlayi kelimetullah davası budur. Her yönden sağlıklı bir çevrede yaşamak bütün kulların hakkıdır. Kul hakkı yemeye daha ne kadar devam edeceğiz?

Kötülük ve hastalığın çaresi önlemektir. İslamın, aklın ve bilimin gereği budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, hasta sayısı hızla azalacak ve toplum sağlıklı olacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır.

Üstün hekimler hastalıkları önler,  vasat doktorlar hastalıkları erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar.  (Huang Dee, 4600 yıl önce, Çin’in ilk tıp kitabı).

YAŞAM TARZI NASIL DEĞİŞİR?

Kemal Yeşilçimen, Hayy kitap - 2006 



Bu yazı 900 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Mart 2024 NASIL ÖZGÜR OLURUZ ?
    • 13 Ekim 2023 GÜCÜ DOĞURAN TEKNOLOJİK AKILDIR
    • 27 Eylül 2023 ÇARE SİZSİNİZ 2008
    • 17 Temmuz 2023 NEDEN BÖYLEYİZ?
    • 20 Nisan 2023 GÜCÜN KAYNAĞI NEDİR? - 2016
    • 14 Şubat 2023 BİLİMDE KANITIN GÜCÜ
    • 8 Şubat 2023 SÖMÜRÜ VE YOLSUZLUK KADER Mİ?
    • 4 Mayıs 2022 YAŞAM TARZIMIZ NEDEN DEĞİŞMELİ?
    • 12 Mart 2022 HEKİMLİK ÖLDÜ, YAŞASIN DOKTORLUK !
    • 11 Ekim 2021 TÜM SORUNLARIN ANASI
    • 10 Ekim 2021
    • 9 Ekim 2021 ASIL PANDEMİ BU !
    • 8 Ekim 2021 POSTMODERN SÖMÜRÜ
    • 7 Ekim 2021 EĞİTİM NASIL OLMALI?
    • 1 Ekim 2021 YÜZ YIL SONRA...
    • 20 Ağustos 2021 GERÇEK ÇÖZÜM BU
    • 11 Ağustos 2021 KÜRESEL SAVAŞI KİM KAZANACAK?
    • 10 Ağustos 2021 SOSYAL OLAYLARDA BİLİMSEL YAKLAŞIM NASIL OLMALI?
    • 27 Haziran 2021 ASIL PANDEMİ BU
    • 6 Haziran 2021 ÇEVRE SAVAŞI

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,627 µs